AİLE KONUTU

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO: 2006/2-591 KARAR NO: 2006/624 TARİH: 04.10.2006

İÇTİHAT KONUSU : AİLE KONUTUNUN SATIŞI İÇİN DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI GEREKLİDİR.

İÇTİHAT ÖZETİ: DAVACI, ÜZERİNDE AİLE KONUTU ŞERHİ BULUNMAYAN DAVA KONUSU MESKENİN TAPUDA KAYDEN MALİK OLAN EŞİ TARAFINDAN, KENDİSİNİN RIZASI ALINMADAN DAVALILARA SATILDIĞINI, SÖZ KONUSU TAŞINMAZIN AİLE KONUTU OLDUĞUNU İDDİA EDEREK DAVALILAR ADINA OLAN TAPUNUN İPTALİ İLE EŞİ ADINA TESCİLİNE VE TAPU KÜTÜĞÜNE TAŞINMAZIN AİLE KONUTU OLDUĞUNA İLİŞKİN ŞERHİN KONULMASINA KARAR VERİLMESİNİ TALEP ETMİŞTİR. 4721 SK’NIN 194. MADDESİNE GÖRE, EŞLERDEN BİRİ DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI OLMADIKÇA AİLE KONUTU İLE İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİ FESHEDEMEZ, AİLE KONUTUNU DEVREDEMEZ VEYA AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ HAKLARI SINIRLAYAMAZ. SOMUT OLAYDA, EŞLERİN DAVA KONUSU OLAN TAŞINMAZI AİLE KONUTU OLARAK KULLANDIKLARI TARTIŞMASIZDIR. DAVALILARIN TAŞINMAZI SATIN ALIRKEN BU YERİN AİLE KONUTU OLDUĞUNU VE DAVACI EŞİN SATIŞA RIZASI OLMADIĞINI BİLDİKLERİ DOSYA KAPSAMI İLE SABİTTİR. ANILAN MADDE UYARINCA AİLE KONUTLARININ DEVRİ İÇİN DİĞER EŞİN RIZASI GEREKMEKTEDİR. AKSİ HALDE TAPUDA AİLE KONUTU ŞERHİ OLMASA DAHİ İYİNİYETLİ OLMAYAN ALICININ İKTİSABI KORUNMAZ. AÇIKLANAN NEDENLERLE, DAVANIN KABULÜ GEREKİRKEN AKSİ YÖNDE KARAR VERİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR.

İÇTİHAT METNİ :

4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194, 1023.

TARAFLAR ARASINDAKİ “TAPU İPTAL-TESCİL VE AİLE KONUTU ŞERHİ VERİLMESİ” DAVASINDAN DOLAYI YAPILAN YARGILAMA SONUNDA; SİVAS AİLE MAHKEMESİ’NCE DAVANIN REDDİNE DAİR VERİLEN 28.10.2004 GÜN VE 609-1142 SAYILI KARARIN İNCELENMESİ DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İSTENİLMESİ ÜZERİNE, YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ’NİN 03.05.2005 GÜN VE 2547-7234 SAYILI İLAMI İLE, (…4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU 01.01.2002 TARİHİNDE YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞ, YENİ KANUNDA 194, 240, 254, 279 VE 652. MADDELERDE “AİLE KONUTU” ADI ALTINDA YENİ BİR HUKUKİ KAVRAM GETİRMİŞTİR. TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194/1. MADDESİ “EŞLERDEN BİRİ DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI BULUNMADIKÇA, AİLE KONUTU İLE İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİ FESHEDEMEZ; AİLE KONUTUNU DEVREDEMEZ VEYA AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ HAKLARINI SINIRLANDIRAMAZ” HÜKMÜNÜ ÖNGÖRMÜŞTÜR. BU DÜZENLEME İLE TAPU SİCİLİNDE KONUTUN MALİKİ OLARAK GÖZÜKEN EŞİN, HUKUKİ İŞLEM ÖZGÜRLÜĞÜ DİĞER EŞİN KATILIMINA, ONAMINA BAĞLANMIŞTIR. AMAÇ AİLE KONUTUNUN VE BU KONUTLA İLGİLİ KANUNİ HAKLARI KORUMA ALTINA ALMAKTIR. BU KORUMA EVLİLİK BİRLİĞİ DEVAM ETTİĞİNE GÖRE 4721 SAYILI KANUNUN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞİ 01.01.2002′DEN ÖNCEKİ EDİNİLMİŞ AİLE KONUTLARI İÇİN DE GEÇERLİDİR. TOPLANAN DELİLLERDEN DAVA KONUSU TAŞINMAZIN EŞLER TARAFINDAN KENDİLERİNE AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENDİKLERİ TARTIŞMASIZDIR. DAVALILAR HARUN VE HADİ’NİN TAŞINMAZI SATIN ALIRKEN BU YERİN AİLE KONUTU OLDUĞUNU VE DAVACININ DA SATIŞA RIZASININ BULUNMADIĞINI BİLDİKLERİ SABİTTİR. TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 1023. MADDESİ KOŞULLARI DA GERÇEKLEŞMEMİŞTİR. BU AÇIKLAMALAR KARŞISINDA DAVANIN KABULÜ GEREKİRKEN YAZILI ŞEKİLDE REDDİ UYGUN GÖRÜLMEMİŞTİR…) GEREKÇESİYLE BOZULARAK DOSYA YERİNE GERİ ÇEVRİLMEKLE, YENİDEN YAPILAN YARGILAMA SONUNDA, MAHKEMECE ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMİŞTİR.
TEMYİZ EDEN: DAVACI VEKİLİ.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
HUKUK GENEL KURULU’NCA İNCELENEREK DİRENME KARARININ SÜRESİNDE TEMYİZ EDİLDİĞİ ANLAŞILDIKTAN VE DOSYADAKİ KÂĞITLAR OKUNDUKTAN SONRA GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
DAVA, TAPU İPTAL-TESCİL VE AİLE KONUTU ŞERHİ VERİLMESİ İSTEMİNE İLİŞKİNDİR.
DAVACI; ÜZERİNDE AİLE ŞERHİ BULUNMAYAN DAVA KONUSU MESKENİN, TAPUDA KAYDEN MALİK OLAN EŞİ Y. TARAFINDAN, KENDİSİNİN RIZASI ALINMADAN DAVALILARA SATILDIĞINI, DAVA KONUSU MESKENİN 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194. MADDESİNDE İFADESİNİ BULAN AİLE KONUTU OLDUĞUNU İLERİ SÜREREK; DAVALILAR ÜZERİNDE BULUNAN TAPU KAYDININ İPTALİ İLE EŞİ Y. ADINA TESCİLİNE VE TAPU KÜTÜĞÜNE TAŞINMAZIN AİLE KONUTU OLDUĞUNA İLİŞKİN ŞERH KONULMASINA KARAR VERİLMESİNİ TALEP VE DAVA ETMİŞTİR.
DAVALILAR; 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN SATIŞTAN ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİNİ, BU İTİBARLA GEÇMİŞE ETKİLİ OLAMAYACAĞINI SAVUNARAK, DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİNİ CEVABEN BİLDİRMİŞLERDİR.
MAHKEMECE, “DAVANIN KABULÜNE” DAİR VERİLEN İLK KARAR; ÖZEL DAİRECE “HUSUMETİN MALİK EŞE DE YÖNELTİLMESİ GEREĞİNE” İŞARETLE BOZULMUŞ; YEREL MAHKEME BOZMA KARARINA UYARAK, “DAVALILARIN TAPU KAYDINA GÜVENLE, AİLE KONUTU OLDUĞUNU BİLMEDEN TAŞINMAZI SATIN ALDIKLARI VE MESKENİN DAVACI EŞİN RIZASI HİLAFINA SATILDIĞINI BİLMEDİKLERİNİN ANLAŞILDIĞI” GEREKÇESİYLE “DAVANIN REDDİNE” KARAR VERMİŞTİR.
DAVACININ TEMYİZİ ÜZERİNE BU KARAR, ÖZEL DAİRECE YUKARIDA YAZILI GEREKÇEYLE BOZULMUŞ; YEREL MAHKEME “TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194/1. MADDESİNDE İFADESİNİ BULAN AİLE KONUTUNUN DEVİR VE BUNA İLİŞKİN MALİKİN İŞLEM YASAĞININ, TAŞINMAZA DAHA ÖNCEDEN AİLE KONUTU OLDUĞUNA YÖNELİK BİR ŞERH KONULMASI HALİNDE MÜMKÜN OLACAĞI VE ANCAK BU HALDE, ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN VE DOLAYISIYLA DAVALILARIN TAŞINMAZIN DEVRİNE İLİŞKİN İYİ NİYETLİ OLUP OLMADIKLARININ DEĞERLENDİRİLEBİLECEĞİ” GEREKÇESİYLE ÖNCEKİ KARARINDA DİRENMİŞTİR.
YEREL MAHKEME İLE ÖZEL DAİRE ARASINDAKİ UYUŞMAZLIK; 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194. MADDESİNİN III. FIKRASINDA YER ALAN AİLE KONUTU ŞERHİNİN BİR KURUCU ŞERH OLUP OLMADIĞI, TAPU KÜTÜĞÜNDEKİ TESCİLE İYİ NİYETLE DAYANARAK MÜLKİYET HAKKI KAZANAN İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN BU KAZANIMININ KORUNUP KORUNMAYACAĞI NOKTASINDADIR.
BİR BAŞKA İFADEYLE YEREL MAHKEME, 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194. MADDESİNİN III. FIKRASINDA YER ALAN ŞERHİN KURUCU BİR ŞERH OLMASI SEBEBİYLE, ŞERHİN YOKLUĞUNDA ARTIK İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İYİ NİYETLİ OLMASININ ARANMASINA GEREK KALMAKSIZIN KAZANIMININ KORUNMASINI ÖNGÖRMEKTE; ÖZEL DAİRE İSE, AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZ MALIN MALİKİ OLMAYAN EŞ, TAPU KÜTÜĞÜNE KONUTLA İLGİLİ GEREKLİ ŞERHİN VERİLMESİNİ İSTEMEMİŞ OLSA BİLE İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİ KÖTÜ NİYETLİ İSE ŞERHİN YOKLUĞUNA RAĞMEN KAZANIMININ KORUNAMAYACAĞINI KABUL ETMEKTEDİR.
UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMÜ İÇİN ÖNCELİKLE 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN AİLE KONUTU İLE İLGİLİ 194. MADDESİ İLE TAPU KÜTÜĞÜNDEKİ TESCİLE İYİ NİYETLE DAYANARAK MÜLKİYET VEYA BİR BAŞKA AYNÎ HAK KAZANAN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN BU KAZANIMININ KORUNMASINA İLİŞKİN 1023. MADDESİ HÜKMÜNÜN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİNDE YARAR BULUNMAKTADIR.
TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN “AİLE KONUTU” BAŞLIĞI ALTINDA DÜZENLENEN 194. MADDESİ; “EŞLERDEN BİRİ, DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI BULUNMADIKÇA, AİLE KONUTU İLE İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİ FESHEDEMEZ, AİLE KONUTUNU DEVREDEMEZ VEYA AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ HAKLARI SINIRLAYAMAZ.
RIZAYI SAĞLAYAMAYAN VEYA HAKLI BİR SEBEP OLMADAN KENDİSİNE RIZA VERİLMEYEN EŞ, HAKİMİN MÜDAHALESİNİ İSTEYEBİLİR.
AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZ MALIN MALİKİ OLMAYAN EŞ, TAPU KÜTÜĞÜNE KONUTLA İLGİLİ GEREKLİ ŞERHİN VERİLMESİNİ İSTEYEBİLİR.
AİLE KONUTU EŞLERDEN BİRİ TARAFINDAN KİRA İLE SAĞLANMIŞSA, SÖZLEŞMENİN TARAFI OLMAYAN EŞ, KİRALAYANA YAPACAĞI BİLDİRİMLE SÖZLEŞMENİN TARAFI HALİNE GELİR VE BİLDİRİMDE BULUNAN EŞ DİĞERİ İLE MÜTESELSİLEN SORUMLU OLUR” HÜKMÜNÜ ÖNGÖRMÜŞTÜR.
ANILAN MADDENİN GEREKÇESİNDE İSE, “BU MADDE İLE İSVİÇRE MEDENİ KANUNU’NUN 169′UNCU MADDESİNE UYGUN OLARAK EŞLERİN HUKUKİ İŞLEMLERİNDE 193′ÜNCÜ MADDEYLE KABUL EDİLEN GENEL KURALIN BİR İSTİSNASINA YER VERİLMİŞTİR. MADDE EŞLERİN AİLE KONUTLARIYLA İLGİLİ HUKUKİ İŞLEMLERDE EŞLERİN SERBESTLİĞİ İLKESİNE İSTİSNA GETİRMİŞ VE BÖYLECE AİLE KONUTU İLE İLGİLİ BAZI HUKUKİ İŞLEMLERİN DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLI OLDUĞU KABUL EDİLMİŞTİR. AİLE KONUTU EŞLERİN BÜTÜN YAŞAM FAALİYETLERİNİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİ, YAŞANTISINA BUNA GÖRE YÖN VERDİĞİ, ACI VE TATLI GÜNLERİ İÇİNDE YAŞADIĞI, ANILARLA DOLU BİR ALANDIR. BU NEDENLE BU DENLİ ÖNEMLİ BİR MALVARLIĞIYLA İLGİLİ OLARAK EŞLERİN TEK BAŞLARINA HUKUKİ İŞLEMLERİ YAPMASI DİĞER EŞİN ÖNEMLİ YARARLARINI ETKİLEYEBİLİR. BUNUN SONUCU OLARAK MADDE, KONUTLA İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİN FESHİNİ, BU KONUTUN BAŞKALARINA DEVRİNİ YA DA KONUT ÜZERİNDEKİ HAKLARI VE BUNA BENZER DİĞER HUKUKİ İŞLEMLERLE TAMAMEN YA DA KISMEN SINIRLANMASINI DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLAMIŞTIR. MADDEDE, AİLE KONUTUNU EŞLERDEN BİRİNİN KİRALAMASI HALİNDE, DİĞER EŞİN BİR BİLDİRİMLE SÖZLEŞMENİN TARAFI HALİNE GELMESİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR. BU KONU İSVİÇRE MEDENİ KANUNU’NDA 7 TEMMUZ 1998 TARİHLİ KANUNLA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLE “BOŞANMANIN SONUÇLARI” İLE İLGİLİ 121′İNCİ MADDEDE ÜÇ FIKRA HALİNDE DÜZENLENMİŞTİR. ANCAK BİZDE EVLİLİĞİNİN DEVAMI SIRASINDA DA KİRA SÖZLEŞMESİNE TARAF OLMAYAN EŞİN MAĞDUR OLMASI GÜNDEME GELEBİLMEKTEDİR. BU NEDENLE SÖZ KONUSU HÜKÜM EVLENMENİN HÜKÜMLERİ KISMINDA ELE ALINMIŞTIR.
DİĞER EŞİN KANUNUN KENDİSİNE TANIMIŞ OLDUĞU RIZA VERME YETKİSİNİ HAKLI SEBEP OLMAKSIZIN EŞİNDEN ESİRGEMESİ, BU YOLLA HAKKINI KÖTÜYE KULLANMASI MÜMKÜNDÜR. BUNUN ÖNLENMESİ İÇİN DE MADDENİN İKİNCİ FIKRASINDA BÖYLE BİR RIZAYA MUHTAÇ OLAN EŞE HAKİME BAŞVURMA YETKİSİ TANINMIŞTIR” DENİLMİŞTİR.
MADDE GEREKÇESİNDE DE İFADE EDİLDİĞİ ÜZERE, AİLE KONUTU EŞLERİN BÜTÜN YAŞAM FAALİYETLERİNİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİ, YAŞANTISINA BUNA GÖRE YÖN VERDİĞİ, ACI VE TATLI GÜNLERİ İÇİNDE YAŞADIĞI, ANILARLA DOLU BİR ALANDIR.
BU KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU AÇIK OLAN BİR MALVARLIĞIYLA İLGİLİ OLARAK EŞLERİN TEK BAŞLARINA HUKUKİ İŞLEM YAPMASI DİĞER EŞİN ÖNEMLİ YARARLARINI ZEDELER. BU NEDENLEDİR Kİ, 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194. MADDESİ HÜKMÜ İLE, BU KONUTUN BAŞKALARINA DEVRİ DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLANMIŞTIR. BAŞKA BİR ANLATIMLA, AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZIN MÜLKİYETİNİN DEVRİ DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLI BİR HUKUKİ İŞLEM OLARAK KABUL EDİLMİŞTİR (BİLGE ÖZTAN, AİLE HUKUKU, ANKARA – 2004, S. 207; AHMET M.KILIÇOĞLU, TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLI HUKUKSAL İŞLEMLER VE YASAL ALIM HAKKI, ANKARA – 2002, S. 18).
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194. MADDESİ III. FIKRASI HÜKMÜ İLE RIZA ALINMADAN YAPILACAK İŞLEMLERİ ÖNLEYEBİLMEK AMACIYLA TAPU KÜTÜĞÜNE ŞERH VERİLMESİ OLANAĞI GETİRİLMİŞTİR. ANCAK HEMEN BELİRTMEK GEREKİR Kİ, ANILAN MADDE İLE TAPUYA GÜVEN İLKESİNE BİR İSTİSNA GETİRİLMİŞ DEĞİLDİR (KILIÇOĞLU, S. 20).
AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZ MALIN MALİKİ OLMAYAN EŞ TARAFINDAN TAPU KÜTÜĞÜNE KONUTLA İLGİLİ GEREKLİ ŞERHİN VERİLMESİ İSTENİLMEMİŞ OLSA BİLE, İŞLEM TARAFI İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN AYNİ HAK KAZANIMI 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 1023. MADDESİ HÜKMÜ İLE KORUNMUŞTUR.
ŞERHİN ETKİSİ İSE EŞİN RIZASI ALINMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEN KAZANDIRICI İŞLEMLERİN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İYİ NİYETİNE RAĞMEN GEÇERSİZ SAYILACAĞINA YÖNELİKTİR. BU SEBEPLE YEREL MAHKEMENİN TASARRUF YETKİSİ SINIRLAMASININ ŞERH İLE DOĞACAĞI; EŞ SÖYLEYİŞLE, ŞERHİN BİR “KURUCU ŞERH” OLDUĞUNA VE İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İYİ NİYETLİ OLMASININ ARANMASINA GEREK KALMAKSIZIN KAZANIMININ KORUNMASI GEREKECEĞİNE İLİŞKİN BELİRLEMESİ YERİNDE DEĞİLDİR.
BİLİNDİĞİ ÜZERE 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 1023. MADDESİ, TAPUYA GÜVEN İLKESİNİ ÖNGÖRMEKTEDİR. 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194. MADDESİ III. FIKRASI İSE, TAPUYA GÜVEN İLKESİNİN AYNEN SÜRDÜRÜLMEKTE OLDUĞUNUN BİR İFADESİDİR (KILIÇOĞLU, S. 20).
BU AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAYA BAKILDIĞINDA; DAVA KONUSU TAŞINMAZIN EŞLER TARAFINDAN KENDİLERİNE AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENDİĞİ TARTIŞMASIZDIR. İŞLEM TARAFI OLAN DAVALILAR HARUN VE HADİ’NİN TAŞINMAZI SATIN ALIRKEN BU YERİN AİLE KONUTU OLDUĞUNU VE DAVACI MALİK OLMAYAN EŞİN SATIŞA RIZASININ BULUNMADIĞINI BİLDİKLERİ DE KUŞKU VE DURAKSAMADAN UZAKTIR.
ŞU HALE GÖRE, TAPUYA GÜVEN İLKESİNİ ESAS ALAN TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 1023. MADDESİ KOŞULLARI DA İŞLEM TARAFI OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİLER YÖNÜNDEN GERÇEKLEŞMEMİŞTİR.
HAL BÖYLE OLUNCA; YEREL MAHKEMECE, HUKUK GENEL KURULU’NCA DA BENİMSENEN VE DAVANIN KABULÜ GEREĞİNE İŞARET EDEN ÖZEL DAİRE BOZMA KARARINA UYULMAK GEREKİRKEN, ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR. DİRENME KARARI BU NEDENLERLE BOZULMALIDIR.
SONUÇ: DAVACI VEKİLİNİN TEMYİZ İTİRAZLARININ KABULÜ İLE, DİRENME KARARININ YUKARIDA VE ÖZEL DAİRE BOZMA KARARINDA GÖSTERİLEN NEDENLERDEN DOLAYI BOZULMASINA, İSTEK HALİNDE TEMYİZ PEŞİN HARCININ GERİ VERİLMESİNE, 04.10.2006 GÜNÜNDE BOZMADA OYBİRLİĞİ SEBEBİNDE OYÇOKLUĞU İLE KARAR VERİLDİ.
KARŞI OY YAZISI
DAVACI-MALİK OLMAYAN EŞ-KADIN 06.03.2003 TARİHLİ DAVA DİLEKÇESİ İLE ÜZERİNDE AİLE KONUTU ŞERHİ BULUNMAYAN VE DAVALI-MALİK OLAN EŞ-KOCASI ADINA KAYITLI TAŞINMAZIN DAVALI-MALİK OLAN EŞ-KOCASI TARAFINDAN, MALİK OLMAYAN DAVACI EŞİN “AÇIK RIZASI ALINMADAN” YAPILAN SATIŞ SEBEBİYLE “İŞLEM TARAFI” ÜÇÜNCÜ KİŞİ ÜZERİNDE BULUNAN TAPU KAYDININ İPTALİ İLE DAVALI-MALİK OLAN EŞ-KOCASI ÜZERİNE TESCİLİNİ VE TAPU KÜTÜĞÜNE TAŞINMAZIN AİLE KONUTU OLDUĞUNA İLİŞKİN ŞERH KONULMASINA KARAR VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR.
YEREL MAHKEME İLK KARARINDA “GÖRÜŞÜM” DOĞRULTUSUNDA “GEREKÇELERİNİ” AÇIKLAYARAK “DAVANIN KABULÜNE” KARAR VERMİŞ İKEN MALİK EŞİN DAVAYA KATILMASINA YÖNELİK BOZMA KARARIMIZDAN SONRA “GEREKÇE DEĞİŞTİREREK” BU KEZ “DAVANIN REDDİNE” KARAR VERMİŞTİR.
DEĞERLİ ÇOĞUNLUK İLE YEREL MAHKEMENİN DİRENME KARARININ “BOZULMASI” YÖNÜNDE ARAMIZDA “GÖRÜŞ BİRLİĞİ” VARDIR. ANCAK “BOZMA GEREKÇESİNDE” DEĞERLİ ÇOĞUNLUK İLE ARAMIZDA “GÖRÜŞ AYRILIĞI” VARDIR.
DEĞERLİ ÇOĞUNLUKLA ARAMIZDAKİ BOZMA GEREKÇESİNE İLİŞKİN ÇEKİŞME NEDİR?
DEĞERLİ ÇOĞUNLUK, AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZ MALIN MALİKİ OLAN EŞ, DİĞER EŞİN “AÇIK RIZASI BULUNMADAN” ÜZERİNDE AİLE KONUTU ŞERHİ BULUNMAYAN TAŞINMAZINI DEVRETMİŞSE İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN VARSA “İYİ NİYETLİ KORUNUR” DÜŞÜNCESİNDEDİR. DÜŞÜNCEMİZE GÖRE AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZ MALIN MALİKİ OLAN EŞ, DİĞER EŞİN “AÇIK RIZASI BULUNMADAN” ÜZERİNDE ŞERH BULUNMAYAN AİLE KONUTUNU DEVRETMİŞSE HİÇBİR ŞEKİLDE İŞLEM TARFAI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN “İYİ NİYETİ KORUNMAZ.”
BAŞKA BİR ANLATIMLA DEĞERLİ ÇOĞUNLUK, AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZIN MALİKİ OLMAYAN EŞ TARAFINDAN, TAPU KÜTÜĞÜNE KONUTLA İLGİLİ GEREKLİ ŞERHİN VERİLMESİNİ İSTEMEMİŞSE İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN “KÖTÜ NİYETİNİ KANITLAMAK” (TMK M. 10237 ZORUNDADIR. DÜŞÜNCEMİZE GÖRE; AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZIN MALİKİ OLMAYAN EŞ TARAFINDAN TAPU KÜTÜĞÜNE KONUTLA İLGİLİ GEREKLİ ŞERHİN VERİLMESİ İSTENMEMİŞ OLSA BİLE, TAŞINMAZIN AİLE KONUTU OLDUĞU VE MALİK OLMAYAN EŞİN RIZASININ BULUNMADIĞI GERÇEKLEŞMİŞSE HİÇBİR ŞEKİLDE ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İYİ NİYETİ KORUNMAZ.
KARŞI OYUMUZDA “ÖNCELİKLE” YEREL MAHKEMENİN DİRENME KARARININ GEREKÇESİNE KARŞI OLAN DÜŞÜNCEMİZİ AÇIKLADIKTAN SONRA, DEĞERLİ ÇOĞUNLUK İLE ARAMIZDA OLUŞAN GÖRÜŞ AYRILIĞINA “DAHA SONRA” DEĞİNİLECEKTİR.
YEREL MAHKEME 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 HÜKMÜNDE YER ALAN ŞERHİN BİR “KURUCU ŞERH” OLDUĞUNU İFADE ETMEKTE VE DİRENME KARARINA DA BU OLGUYU DAYANAK YAPMAKTADIR.
BİLİNDİĞİ ÜZERE İSVİÇRE’DE, AİLE KONUTUNUN ŞERHİNE İLİŞKİN 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 F. III HÜKMÜ YER ALMAMAKTADIR. 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 GEREKÇESİNDE DE ŞERHİN NİTELİĞİ KONUSUNDA BİR AÇIKLAMA YOKTUR.
YEREL MAHKEME GİBİ 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 HÜKMÜNDE YER ALAN ŞERHİN BİR “KURUCU ŞERH” OLDUĞU KABUL EDİLECEK OLURSA, TASARRUF YETKİSİNE İLİŞKİN SINIRLAMANIN “ŞERHİN KONULMASI İLE” BAŞLAYACAĞI BAŞKA BİR ANLATIMLA “ŞERH KONULMADIĞI SÜRECE” BİR TASARRUF YETKİSİ SINIRLAMASINDAN SÖZ EDİLEMEYECEĞİNDEN KOCANIN 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 193 HÜKMÜNDE YER ALAN HUKUKİ İŞLEM ÖZGÜRLÜĞÜNÜN AİLE KONUTUNU DA İÇERDİĞİ VE 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 F. I HÜKMÜNÜN “YOKLUĞU”GİBİ BİR SONUCA ULAŞILIR Kİ BU DÜŞÜNCE 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU SİSTEMATİK DÜŞÜNCESİNE “AÇIK BİR AYKIRILIĞI” İFADE EDER.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 HÜKMÜNDE YER ALAN ŞERHİN “AÇIKLAYICI ŞERH” OLDUĞU KONUSUNDA BİR DURAKSAMA OLAMAZ (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, S. 216, ŞIPKA, S. 160, GENÇCAN – BOŞANMA – 2, S. 567).
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. I HÜKMÜ İLE EŞLERİN “FİİL EHLİYETİNİN SINIRLANDIRILMIŞ” OLDUĞU GERÇEĞİ, VARLIĞINI ASLA “ŞERHİN KONULMASINA YA DA KONULMAMASINA” BAĞLAMIŞ DEĞİLDİR. BAŞKA BİR ANLATIMLA AİLE KONUTU ŞERHİ KONULMUŞ OLSA DA OLMASA DA 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. I HÜKMÜ İLE EŞLERİN “FİİL EHLİYETİNİN SINIRLANDIRILMIŞ” OLDUĞU İNKAR EDİLEMEZ HUKUKİ BİR GERÇEKLİKTİR.
EŞ BİR DEYİŞLE 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. IIIHÜKMÜ İLE GETİRİLEN “AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZ MALIN MALİKİ OLMAYAN EŞ, TAPU KÜTÜĞÜNE KONUTLA İLGİLİ GEREKLİ ŞERHİN VERİLMESİNİ İSTEYEBİLİR” DÜZENLEMESİNİN 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. I HÜKMÜ İLE VAR OLAN “SINIRLANDIRMAYA” BİR ETKİSİ YOKTUR/OLAMAZ.
O KADAR Kİ 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. I HÜKMÜ İLE VAR OLAN SINIRLANDIRMA;
– EMREDİCİ NİTELİKTEDİR, (HASANBÖHLER, ART. 169, NR. 9, KILIÇOĞLU, S. 6)
– BU HAKTAN ÖNCEDEN FERAGAT EDİLEMEZ, (ÖZTAN, S. 207)
– EŞLERİN ANLAŞMASI İLE ORTADAN KALDIRILAMAZ, (KILIÇOĞLU, S. 6)
– AÇIK RIZA ANCAK “BELİRLİ OLAN” BİR İŞLEM VERİLEBİLİR, (ÖZTAN, S. 207)
O HALDE DÜŞÜNCEMİZE GÖRE BU ÇEKİŞMEDE “ŞERHİN YOKLUĞUNUN” DAVANIN KABULÜNE OLUMSUZ BİR ETKİSİNDEN SÖZ EDİLEMEZ.
PEKİ, 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. III HÜKMÜ İLE GETİRİLEN ŞERHİN ETKİSİ NEDİR? ŞERHİN ETKİSİ, İŞLEM TARAFI “OLMAYAN” (=OLAN DEĞİL) İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN İYİ NİYETİNİ ORTADAN KALDIRMAKTAN İBARETTİR. HÜKMÜN TARİHSEL ARKA PLANI DA BU GÖRÜŞÜN YANINDADIR (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, S. 215, ŞIPKA, S. 160).
BÜTÜN BU SEBEPLERLE YEREL MAHKEMENİN DİRENME GEREKÇESİ YERİNDE DEĞİLDİR. DEĞERLİ ÇOĞUNLUK İLE DİRENME KARARININ “BOZULMASI YÖNÜNDE” ARAMIZDA BU SEBEPLE “GÖRÜŞ BİRLİĞİ” VARDIR.
DEĞERLİ ÇOĞUNLUK İLE ARAMIZDA OLUŞAN “GÖRÜŞ AYRILIĞI” İSE TARAFIMDAN NASIL TEMELLENDİRİLMEKTEDİR?
DEĞERLİ ÇOĞUNLUĞUN “DEĞİŞİK BOZMA” ÖNERİMİZE KATILMAYAN GÖRÜŞÜNÜN KADININ (=DAVACI-MALIK OLMAYAN-RIZASI ALINMAYAN EŞ) DURUMUNU İYİCE GÜÇLEŞTİRDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR. RIZA ALINMADAN YAPILAN İŞLEMİN “KESİN HÜKÜMSÜZ” OLDUĞU GERÇEĞİ KARŞISINDA KADINA “KANITLAMA KOLAYLIĞI” GETİRMEK YERİNE BİR DE İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KÖTÜ NİYETİNİ KANITLAMA KÜLFETİ İLE YÜKLENDİRİLMESİ NORMUN KORUMA AMACI İLE DE DOĞRUSU BAĞDAŞMAMAKTADIR (ŞIPKA, S. 160).
KANITLAMA KÜLFETİNDEN “KURTULMANIN” YOLUNUN İSE 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. III HÜKMÜNDE YER ALAN ŞERHİN VARLIĞINA BAĞLI KILINMASI BU ŞERHİ “AÇIKLAYICI” ŞERHTEN “KURUCU” ŞERH KONUMUNA GETİRDİĞİ/YÜKSELTTİĞİ GİBİ, ŞERHİN “YOKLUĞUNDA” İSE UYGULAMADAKİ BARİZ İSPAT ZORLUĞU DİKKATE ALINDIĞINDA 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 HÜKMÜNÜN UYGULANAMAZLIK ANLAMINDA “ÖLÜMÜ” SONUCUNU DOĞURMAKTADIR.
ÜLKEMİZDE TAPU KAYITLARININ “EZİCİ ÇOĞUNLUĞUNUN” ERKEKLER ÜZERİNDE OLDUĞU GERÇEĞİNDEN (=BU GERÇEK, FARKINDA OLUNMAMAKLA/GÖRMEZDEN GELİNMEKLE MAALESEF YOK OLMAMAKTADIR) KONUYA BAKTIĞIMIZDA KARŞILAŞILAN MANZARA HİÇ DE İÇ AÇICI DEĞİLDİR. ÖNCE MAL REJİMLERİ KONUSUNDA “SÖZLEŞME YÜKÜ” (4722 SK M. 10) ALTINA SOKULMUŞ OLAN KADINLARIN BU KEZ DE AİLE KONUTU (TMK M. 194) KORUMASI İÇİN “ŞERH YÜKÜ”/”KANITLAMA YÜKÜ” ALTINA KONULDUĞU GÖZLENMEKTEDİR.
BİR AN İÇİN AKLA GELEBİLECEK “AİLE KONUTU ŞERHİ OLMAZSA/DAVALININ İYİ NİYETİ GÖRMEZDEN GELİNİRSE MÜLKİYET EDİNİMİNDE KAOS OLUR” DÜŞÜNCESİ BİLE AİLE KONUTU ŞERHİ GİBİ BİR MÜESSESEDEN YOKSUN İSVİÇRE UYGULAMASINDA SANILDIĞI GİBİ BİR KAOS DA YAŞANMAMIŞ OLMASI GERÇEĞİ KARŞISINDA İNANDIRICI DEĞİLDİR.
DAVACI KADININ İYİ NİYETİ/BARINMA HAKKI/KANUNUN KORUMA AMACI VE HEDEFİ/EMREDİCİ YASAL DÜZENLEME İSE İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İYİ NİYETİNE/YOLSUZ TESCİLE “TERCİH” EDİLMEKTEDİR.
KARISININ RIZASINI ALMAYAN (TMK M. 194 F. II), RIZANIN VERİLMEYİŞİNDEN RAHATSIZ OLUP DA HAKİMİN MÜDAHALESİNİ TALEP ETMEYEN (TMK M. 194 F. II) BAŞKA BİR ANLATIMLA, DİĞER EŞİN İZNİ VE HAKİMİN YETKİLENDİRMESİ OLMAKSIZIN ADETA 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA YER ALAN DÜZENLEMELERİ “HİÇE SAYAN”/”UMURSAMAYAN” KOCA BU DAVADA “SEYİRCİ” STATÜSÜNDE KALMIŞTIR.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 HÜKMÜNÜ YOK SAYAN VE KARISINI ONUN RIZASINI ALMADAN/ALMAYARAK AÇIK SEÇİK/BİLEREK VE İSTEYEREK MAĞDUR EDEN KOCA, MAĞDUR KARISININ ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KÖTÜ NİYETİNİ İSPATLAYIP İSPATLAYAMAYACAĞI YÖNÜNDE BU DAVAYI “SANKİ DAVANIN TARAFI DEĞİLMİŞ/SANKİ ÇEKİŞMEYİ KENDİSİ DEĞİL DE KARISI ÇIKARMIŞ GİBİ” SADECE DIŞARIDAN İZLEMEKTEDİR/İZLEMİŞTİR.
BUNA KARŞILIK KADIN İSE; GERÇEKLEŞTİRİLEN İŞLEMLERE HİÇBİR KATILIMI BULUNMADIĞI HALDE YOKLUĞUNDA YAPILMIŞ HUKUKİ İŞLEMDE (=AİLE KONUTUNUN DEVREDİLMESİ) RIZASININ ALINMAMASI SANKİ GEÇERLİ VE MEŞRU İMİŞCESİNE BAŞKA BİR ANLATIMLA, ORTADA GEÇERLİ BİR HUKUKİ İŞLEM VARMIŞCASINA HİÇ TANIMADIĞI, ÇOĞUNLUKLA DA TANIMASININ PEŞİNEN OLANAKSIZ OLDUĞU İŞLEM TARAFI İNSANLARIN/KİŞİLERİN KÖTÜ NİYETİNİ (TMK M. 1023) KANITLAMAK ZORUNDA BIRAKILMIŞTIR.
DÜŞÜNCEMİZİN ANLAŞILABİLİR KILINABİLMESİ VE DOĞRU OLARAK DEĞERLENDİRİLEBİLMESİ İÇİN ÖNCELİKLİ OLARAK 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA YER ALAN “EŞLERİN HUKUKİ İŞLEMLERİ” KONUSUNA AÇIKLIK GETİRMEK GEREKMEKTEDİR.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 193 HÜKMÜNE GÖRE “KANUNDA AKSİNE HÜKÜM BULUNMADIKÇA”, EŞLERDEN HER BİRİ DİĞERİ VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLERLE “HER TÜRLÜ HUKUKİ İŞLEMİ” YAPABİLİR. BAŞKA BİR ANLATIMLA, “KURAL OLARAK” EŞLERDEN HER BİRİ DİĞERİ İLE HER TÜRLÜ HUKUKİ İŞLEMİ YAPABİLECEĞİ GİBİ EŞLERDEN HER BİRİ ÜÇÜNCÜ KİŞİLERLE DE HER TÜRLÜ HUKUKİ İŞLEMİ YAPABİLİR. EŞ “KURAL OLARAK” HERHANGİ BİR YETKİLİ MAKAMIN ONAYINA BAĞLI OLMADAN VE “EŞİNİN RIZASINI ALMADAN” HER TÜRLÜ HUKUKİ İŞLEMİ YAPABİLİR. BU KONULARDA HAKİM KARARINA GEREKSİNİM YOKTUR (ÖMER UĞUR GENÇCAN, 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU, BİLİMSEL AÇIKLAMA-İÇTİHATLAR-İLGİLİ MEVZUAT, YETKİN YAYINEVİ: I. CİLT, (TMK M. 1-351), ANKARA 2004 (1614 SAYFA), II. CİLT, (TMK M. 352-1030), ANKARA 2004 (1628 SAYFA), KISALTMA: GENÇCAN-TMK, S. 1091).
NE VAR Kİ 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 193 HÜKMÜNDE YER ALAN “KANUNDA AKSİNE HÜKÜM BULUNMADIKÇA” İFADESİNE DAYANILARAK 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 HÜKMÜ İLE EŞLERDEN BİRİNİN AİLE KONUTU İLE İLGİLİ SADECE AŞAĞIDAKİ İŞLEMLERLE SINIRLI OLARAK “FİİL EHLİYETİ SINIRLANDIRILMIŞTIR”;
– AİLE KONUTUNA İLE İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİN FESHEDİLMESİ,
– AİLE KONUTUNUN DEVREDİLMESİ,
– AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ HAKLARIN SINIRLANMASI.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 HÜKMÜNDE YER ALAN TAPU KÜTÜĞÜNÜ KİLİTLEME “KENDİLİĞİNDEN” GERÇEKLEŞMİŞKEN 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 199 HÜKMÜNDE BİR “HAKİM KARARI” GEREKLİDİR.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 HÜKMÜ İLE EŞLERİN “FİİL EHLİYETİNİN SINIRLANDIRILMASI” GERÇEĞİ VE GEREKÇESİ “…MADDE EŞLERİN AİLE KONUTLARIYLA İLGİLİ HUKUKİ İŞLEMLERDE EŞLERİN SERBESTLİĞİ İLKESİNE İSTİSNA GETİRMİŞ VE BÖYLECE AİLE KONUTU İLE İLGİLİ BAZI HUKUKİ İŞLEMLERİN DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLI OLDUĞU KABUL EDİLMİŞTİR. AİLE KONUTU EŞLERİN BÜTÜN YAŞAM FAALİYETLERİNİ GERÇEKLEŞTİRDİĞİ, YAŞANTISINA BUNA GÖRE YÖN VERDİĞİ, ACI VE TATLI GÜNLERİ İÇİNDE YAŞADIĞI, ANILARLA DOLU BİR ALANDIR. BU NEDENLE BU DENLİ ÖNEMLİ BİR MALVARLIĞIYLA İLGİLİ OLARAK EŞLERİN TEK BAŞLARINA HUKUKİ İŞLEMLERİ YAPMASI DİĞER EŞİN ÖNEMLİ YARARLARINI ETKİLEYEBİLİR. BUNUN SONUCU OLARAK MADDE, KONUTLA İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİN FESHİNİ, BU KONUTUN BAŞKALARINA TEVDİİNİ YA DA KONUT ÜZERİNDEKİ HAKLARI VE BUNA BENZER DİĞER HUKUKİ İŞLEMLERLE TAMAMEN YA DA KISMEN SINIRLANMASINI DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLAMIŞTIR…” SÖZLERİYLE İFADE EDİLMİŞTİR.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU M. 194 F. I HÜKMÜ İLE EŞLERİN “FİİL EHLİYETİNİN SINIRLANDIRILMASI” İSE “EŞLERDEN BİRİ, ‘DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI BULUNMADIKÇA’, AİLE KONUTU İLE İLGİLİ KİRA SÖZLEŞMESİNİ FESHEDEMEZ, AİLE KONUTUNU DEVREDEMEZ VEYA AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ HAKLARI SINIRLAYAMAZ” SÖZLERİYLE BİÇİMLENDİRİLMİŞTİR.
“FİİL EHLİYETİ SINIRLAMASINA” YÖNELİK DÜŞÜNCEMİZ AYNI ZAMANDA İSVİÇRE ÖĞRETİSİNDEKİ “ÇOĞUNLUK GÖRÜŞÜ” OLDUĞU GİBİ TÜRKİYE ÖĞRETİSİNDE DE KABUL GÖREN BİR DÜŞÜNCEDİR (TUOR/SCHNYDER/SCHMID/RUMO-JUNGO, S. 205, HEGNAUER/BREİTSCHMİD, N. 17.17, S. 183, HAUSHEER/GEİSER/KOBEL, N. 08.103, S. 89, ÖZTAN, S. 205-206). AMAÇ, AİLEYİ BİR BÜTÜN OLARAK KORUMAKTIR (HAUSHEER/REUSSER/GEİSER, ART. 169, NR. 37, HASENBÖHLER, ART. 169, NR. 11, AKINTÜRK, S. 352-354, ÖZTAN, S. 205-206).
EŞLERİN “FİİL EHLİYETİNİN SINIRLANDIRILMASI” OLGUSU ‘DİĞER EŞİN AÇIK RIZASI BULUNMADIKÇA’ VURGUSU İLE SESLENDİRİLMİŞTİR. BAŞKA BİR ANLATIMLA, 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 194 F. I HÜKMÜ İLE AİLE KONUTUNUN BAŞKALARINA DEVRİ “DİĞER EŞİN AÇIK RIZASINA” BAĞLANMIŞTIR. BÖYLECE AİLE KONUTU OLARAK ÖZGÜLENEN TAŞINMAZIN MÜLKİYETİNİN DEVRİ DİĞER EŞİN “RIZASINA BAĞLI” BİR HUKUKİ İŞLEM OLARAK KABUL EDİLMİŞTİR (ŞÜKRAN ŞIPKA, AİLE KONUTU İLE İLGİLİ İŞLEMLERDE DİĞER EŞİN RIZASI (TMK M. 194), DOÇENTLİK BAŞVURU ESERİ, İSTANBUL – 2004, S. 137, BİLGE ÖZTAN, AİLE HUKUKU, ANKARA – 2004, S. 207, AHMET M.KILIÇOĞLU, TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA DİĞER EŞİN RIZASINA BAĞLI HUKUKSAL İŞLEMLER VE YASAL ALIM HAKKI, ANKARA – 2002, S. 18).
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN M. 194 F. I HÜKMÜ İLE AİLE KONUTUNUN BAŞKALARINA DEVRİ DİĞER EŞİN “RIZASINA” DEĞİL DE “AÇIK RIZASINA” BAĞLANMIŞTIR. RIZANIN SÖZLÜ OLARAK VERİLMESİ YETERLİ GÖRÜLSE İDİ “RIZASINA” DEYİŞİ MAKSADI ANLATMAYA YETER DE ARTARDI BİLE. OYSA ÖZELLİKLE “AÇIK RIZA” DEYİŞİYLE MAKSADIN FARKLI OLDUĞU GÖSTERİLMİŞTİR. BİZ BU SEBEPLE “AÇIK RIZA” DEYİŞİNİ RIZANIN “RESMİ ŞEKİLDE” OLARAK ALINMASI OLARAK YORUMLADIK (ÖMER UĞUR GENÇCAN, BOŞANMA HUKUKU, YETKİN YAYINEVİ, ANKARA 2006, KISALTMA: GENÇCAN-BOŞANMA-2, S. 264, GENÇCAN-TMK, S. 1095). NİTEKİM İSVİÇRE TAPU TÜZÜĞÜ (GBV) ART. 13 A HÜKMÜ İLE ZGB M. 169 GEREKÇESİNDE “YAZILI RIZA” DEYİŞİ VARKEN İSVİÇRE TAPU UYGULAMASINDA DA YAZILI ŞEKLİN “RESMİ MAKAM” TARAFINDAN ONAYLANMASI ARANMAKTADIR (SCHMID, S. 609, ŞIPKA, S. 143).
RIZA ALINMADAN YAPILAN İŞLEMİN İSE “KESİN HÜKÜMSÜZ” (GENÇCAN-TMK, S. 1096, 3036; GENÇCAN-BOŞANMA-2, S. 565) OLDUĞU HEMEN HEMEN BÜTÜN BİLİMSEL GÖRÜŞLERDE VE UYGULAMADA KABUL EDİLMEKTEDİR (ŞIPKA, S. 153).
KESİN HÜKÜMSÜZLÜK;
– RIZASI ALINMAYAN EŞ TARAFINDAN “HER ZAMAN” İLERİ SÜRÜLEBİLİR (ŞIPKA, S. 145).
– HAKİM TARAFINDAN RE’SEN DİKKATE ALINMALIDIR (BRAEM/HASENBÖHLER, ZÜRCHER KOMM. ART. 169, N. 70, BERGER, S. 75, ŞIPKA, S. 145, KILIÇOĞLU, S. 6).
– BUNUN İÇİN DAVA AÇMAYA BİLE GEREK YOKTUR (DESCHENAUX/STEINAUER, S. 107, BREAM/HASENBÖHLER, ZÜRCHER KOMM. ART. 169, N. 70, GROSSEN, S. 106, RUOSS, S. 85, TRAUFFER, S. 75, WESSNER, . 95, ŞIPKA, S. 145).
SONRADAN VERİLEN RIZA İSE EX TUNC (GEÇMİŞE ETKİLİ) OLARAK HÜKÜM VE SONUÇ DOĞURUR. BAŞKA BİR ANLATIMLA İŞLEMİ “GEÇERLİ” HALE GETİRİR (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, S. 213, ÖZTAN, S. 207).
RIZASI ALINMAYAN MALİK OLMAYAN EŞİN KARARINI BİLDİRMESİ İÇİN KENDİSİNE “İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİ” TARAFINDAN BK M. 38 HÜKMÜNE GÖRE UYGUN BİR MEHİL VERİLEBİLİR. İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİ TARAFINDAN TANINAN SÜREDE RIZASI ALINMAYAN EŞ TARAFINDAN BİR İCAZET VERİLMEDİĞİ TAKDİRDE “ASKIDA OLAN HÜKÜMSÜZLÜK” ARTIK “KESİN HÜKÜMSÜZLÜĞE” DÖNÜŞÜR (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, S. 213, KILIÇOĞLU, S. 22, ŞIPKA, 149).
BÜTÜN BU SEBEPLERLE İSVİÇRE HUKUKU’NDA ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İYİ NİYETİ “HİÇBİR ŞEKİLDE” KORUNMAZ (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, S. 214). ZATEN “GEÇERSİZ OLAN” BİR SÖZLEŞMEYE DAYANAN İYİ NİYETLE BİR HAK KAZANIMI DA SÖZ KONUSU OLAMAZ (ŞIPKA, S. 161).
DİĞER EŞİN İZNİ VE HAKİM YETKİLENDİRMESİ OLMAKSIZIN İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİ ADINA YAPILACAK TESCİL “YOLSUZ BİR TESCİL” OLUP EŞLERDEN BİRİ TARAFINDAN AÇILACAK OLAN TAPU KÜTÜĞÜNÜN DÜZELTİLMESİ DAVASI (TMK M. 1025 F. I) İLE DÜZELTİLMESİ HER ZAMAN İSTENEBİLİR (DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, S. 215). BAŞKA BİR ANLATIMLA, RIZA ALINMADAN YAPILAN HUKUKİ İŞLEM “GEÇERSİZ” OLUP RIZASI ALINMAYAN EŞ BUNUN “İPTALİNİ” TALEP EDEBİLECEKTİR (KILIÇOĞLU, S. 22).
İŞLEM TARAFI ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN OLUŞAN ZARARI İSE CULPA İN CONTRAHENDO SORUMLULUĞU KAPSAMINDA MALİK OLAN EŞTEN İSTENEBİLİR.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN SİSTEMATİĞİ, KAYNAK KANUN UYGULAMASI, GEREK TÜRKİYE VE GEREKSE İSVİÇRE ÖĞRETİSİNDEKİ “BASKIN GÖRÜŞLER” DİKKATLE İNCELENDİĞİNDE DEĞERLİ ÇOĞUNLUK GÖRÜŞÜNE KATILABİLMEM OLANAKLI DEĞİLDİR.
AÇIKLANAN SEBEPLERLE YEREL MAHKEME KARARININ “BELİRTTİĞİM GEREKÇELERLE” BOZULMASI GÖRÜŞÜNDE OLDUĞUMDAN DEĞERLİ ÇOĞUNLUĞUN “FARKLI GÖRÜŞÜNE” KATILMIYORUM.
ÖMER UĞUR GENÇCAN
2. HD. ÜYESİ

Reklamlar
Aile Hukuku kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÖREV

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/19-50

K. 2007/50

T. 7.2.2007

• İTİRAZIN İPTALİ ( BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANMASI VE DAVACININ BANKA OLMASI NEDENİYLE GÖREVLİ MAHKEMENİN GENEL MAHKEMELER OLDUĞU )

• BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANAN DAVA ( İTİRAZIN İPTALİ – DAVACININ BANKA OLMASI NEDENİYLE GÖREVLİ MAHKEMENİN GENEL MAHKEMELER OLDUĞU )

İÇTİHAT ÖZETİ : DAVA, 2004 SAYILI İCRA VE İFLAS KANUNU’NUN 67. MADDESİNE DAYALI İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİNE İLİŞKİNDİR. DAVA KONUSU UYUŞMAZLIK BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR. DAVACININ BANKA OLMASI NEDENİYLE 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU’NUN 44. MADDESİ DİKKATE ALINDIĞINDA GÖREVLİ MAHKEME AÇIKÇA GENEL MAHKEMELERDİR.
DAVA DEĞERİNE GÖRE DAVAYA BAKMA GÖREVİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN İSE DE BU MAHKEME İLE ARASINDA İŞBÖLÜMÜ İLİŞKİSİ BULUNAN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNE USULÜNCE YAPILMIŞ İŞBÖLÜMÜ İTİRAZI DA BULUNMAMAKLA DAVAYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNCE BAKILMAYA DEVAM OLUNMALIDIR.
DAVA : TARAFLAR ARASINDAKİ İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDAN DOLAYI YAPILAN YARGILAMA SONUNDA; ADANA ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİNCE DAVA DİLEKÇESİNİN GÖREV NEDENİYLE REDDİNE DAİR VERİLEN 28.02.2006 GÜN VE 2005/378-2006/61 SAYILI KARARIN İNCELENMESİ DAVACI/ALACAKLI VEKİLİ TARAFINDAN İSTENİLMESİ ÜZERİNE, YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİNİN 28.06.2006 GÜN VE 4898-7064 SAYILI İLAMI İLE;
( … DAVACI VEKİLİ, MÜVEKKİLİ BANKA İLE DAVADIŞI SABİT ZİLE ARASINDA AKDEDİLEN KREDİ SÖZLEŞMESİNDE DAVALININ DA KEFİL OLARAK YER ALDIĞINI, KREDİ BORCUNUN ÖDENMEMESİ NEDENİYLE ALEYHLERİNE BAŞLANILAN TAKİBE DAVALI BORÇLUNUN İTİRAZI SONUCU TAKİBİN DURDUĞUNU BELİRTEREK İTİRAZIN İPTALİ, TAKİBİN DEVAMI VE %40 ORANINDA İCRA İNKAR TAZMİNATININ DAVALIDAN TAHSİLİNE KARAR VERİLMESİNİ TALEP VE DAVA ETMİŞTİR.
DAVALI VEKİLİ, AKDEDİLEN KREDİ SÖZLEŞMESİNİN TÜKETİCİ KREDİSİ OLDUĞUNU BİLDİREREK MAHKEMENİN GÖREVLİ BULUNMADIĞINI SAVUNMUŞTUR.
MAHKEMECE; DAVALI YANIN TÜKETİCİ SIFATINA SAHİP OLDUĞU GEREKÇESİYLE UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜM YERİNİN ADANA TÜKETİCİ MAHKEMESİ OLDUĞU BELİRTİLEREK DAVA DİLEKÇESİNİN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE KARAR VERİLMİŞ, HÜKÜM DAVACI YANCA TEMYİZ EDİLMİŞTİR.
DAVA KONUSU UYUŞMAZLIK BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR.
TEMYİZ AŞAMASINDA 01.03.2006 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANARAK YÜRÜRLÜĞE GİREN 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNUNUN 44. MADDESİNDE “BU KANUNUN UYGULANMASIYLA İLGİLİ UYUŞMAZLIKLARDA KART HAMİLİNİN TÜKETİCİ OLMASI HALİNDE 4077 SAYILI TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDAKİ KANUN’UN 22. VE 23. MADDESİ HÜKÜMLERİNİN KART ÇIKARAN KURULUŞLAR TARAFINDAN KART HAMİLLERİ ALEYHİNE AÇILACAK DAVALARDA 1086 SAYILI HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNUNUN GÖREV VE YETKİYE İLİŞKİN HÜKÜMLERİNİN UYGULANACAĞI ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR.
GÖREV KURALLARI KAMU DÜZENİNE İLİŞKİN OLUP, YARGILAMANIN HER SAFHASINDA RES’EN DİKKATE ALINMASI GEREKİR. GÖREV KURALLARININ KAMU DÜZENİNE İLİŞKİN OLMASININ BİR BAŞKA SONUCU DA GÖREV KONUSUNDA TARAFLAR İÇİN BİR MÜKTESEP HAKKIN DOĞMAYACAĞI İLKESİDİR. NİTEKİM 4.2.1959 TARİHLİ VE 13/5 SAYILI YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARINDA BU İLKE ÇOK AÇIK VE KESİN BİÇİMDE VURGULANMIŞTIR. BU NEDENLEDİR Kİ, SONRADAN ÇIKAN BİR KANUNLA KABUL EDİLEN GÖREV KURALI GEÇMİŞE ETKİLİ BİR BİÇİMDE UYGULANIR VE DAVANIN AÇILDIĞI ANDAKİ KURALLARA GÖRE GÖREVLİ OLAN MAHKEME YENİ BİR KANUNLA GÖREVSİZ HALE GELMİŞ İSE GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMESİ ZORUNLUDUR.
SOMUT OLAYDA DAVACININ SIFATINA GÖRE, DAVANIN GENEL MAHKEMEDE GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİNDEN 5464 SAYILI YASANIN 44. MADDESİ UYARINCA GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMEK ÜZERE HÜKMÜN BOZULMASI GEREKMİŞTİR… ),
GEREKÇESİYLE BOZULARAK DOSYA YERİNE GERİ ÇEVRİLMEKLE, YENİDEN YAPILAN YARGILAMA SONUNDA, MAHKEMECE ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMİŞTİR.
HUKUK GENEL KURULUNCA İNCELENEREK DİRENME KARARININ SÜRESİNDE TEMYİZ EDİLDİĞİ ANLAŞILDIKTAN VE DOSYADAKİ KAĞITLAR OKUNDUKTAN SONRA GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
KARAR : DAVA, 2004 SAYILI İCRA VE İFLAS KANUNU’NUN 67. MADDESİNE DAYALI İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİNE İLİŞKİNDİR.
DAVACI/ALACAKLI BANKA İLE DAVA DIŞI BORÇLU SABİT Z.ARASINDA 10.06.2002 TARİHİNDE DÜZENLENEN KREDİLİ MEVDUAT HESABI ( KMH ) SÖZLEŞMESİNDE DAVALI/BORÇLU SEYFİ A.’NIN GARANTÖR SIFATIYLA İMZASI BULUNMAKTADIR.
ADANA 7.İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN 2005/5425 SAYILI TAKİP DOSYASINDA DAVACI/ALACAKLI BANKA ASIL BORÇLU SABİT Z., GARANTÖR SIFATIYLA İMZASI BULUNAN SEYFİ A. VE HAYDAR Z. ALEYHİNE 23.06.2005 TARİHİNDE İLAMSIZ TAKİBE GİRİŞEREK 11.692.60 YTL ASIL ALACAK 608.98 YIL İŞLEMİŞ YILLIK %75 FAİZ-13.06.2005 T.DEN İTİBAREN- 30.45 YTL ®5.00 BSMV OLMAK ÜZERE TOPLAM 12.332.03 YTL ALACAK İÇİN TAKİBE GİRİŞMİŞ; ÖDEME EMRİ ASIL BORÇLU VE DİĞER GARANTÖR SABİT Z. İLE HAYDAR Z.’YE TEBLİĞ EDİLEMEMİŞ; GARANTÖR SIFATIYLA SÖZLEŞMEDE İMZASI BULUNAN BORÇLU SEYFİ A.’YA İSE 04.07.2005 TARİHİNDE BİZZAT TEBLİĞ OLUNMUŞTUR.
SEYFİ A. VEKİLİ VASITASIYLA 06.07.2005 TARİHİNDE İTİRAZ EDEREK; TAKİP İLE İLGİLİ BORCA İTİRAZ ETMİŞ; MÜVEKKİLİNİN ALACAKLI OLDUĞUNU İDDİA EDEN BANKAYA BÖYLE BİR BORCUNUN OLMADIĞINI, İLGİLİ KURUMCA ADANA 3. NOTERLİĞİNDEN GÖNDERİLEN 20.05.2005 TARİHLİ İHTARNAMEYE VERDİKLERİ CEVAPTA BORCA DAYANAK GÖSTERİLEN KREDİLİ MEVDUAT HESABI SÖZLEŞMESİNİN MÜVEKKİLİNİ TARAF YAPACAK YASAL ŞARTLARI İÇERMEDİĞİNİ, SÖZLEŞMEDEKİ TARİH, LİMİT VE FAİZ ORANININ SONRADAN DOLDURULDUĞUNU, HUKUKA AYKIRI HİLE VE HAKSIZ BİÇİMDE MÜVEKKİLİNDEN TAHSİL İMKANI SAĞLAMAK İÇİN BÖYLE BİR YÖNTEME BAŞVURULDUĞUNU, 4077 SAYILI YASAYA AYKIRI DAVRANILDIĞINI, AÇIKÇA BİLDİRMELERİNE KARŞIN BANKACA MÜVEKKİLİ ALEYHİNE TAKİP BAŞLATILDIĞINI, BORCA DAYANAK GÖSTERİLEN SÖZLEŞMENİN BK.NUN İLGİLİ MADDELERİ VE RUHUNA AYKIRI OLDUĞUNU, YASAYA UYGUN ŞEKİLDE DÜZENLENMİŞ BİR SÖZLEŞME OLMADIĞINI, MÜVEKKİLİNİN SADECE LL. SAYFADA TEK BİR İMZASI OLUP, DİĞER SAYFALARDA İMZASININ OLMADIĞINI, SÖZLEŞMENİN LİMİT VE TARİH YAZILAN SAYFASINDA MÜVEKKİLİNİN İMZASI OLMADIĞINI, İMZASI OLMAYAN BU BÖLÜMLERDEN MÜVEKKİLİNİN SORUMLU OLMAYACAĞINI, TAKİBİN USUL VE YASAYA AYKIRI OLDUĞUNU, ALEYHE YAPILAN TAKİBİN BORÇLU OLMADIKLARI İÇİN VE BORCA İTİRAZ ETTİKLERİNDEN DURDURULMASINI İSTEMİŞTİR. İTİRAZ ÜZERİNE BU BORÇLU HAKKINDAKİ TAKİBİN DURDURULMASINA 06.07.2005 TARİHİNDE KARAR VERİLMİŞ; 13.07.2005 TARİHİNDE DE AYNI YÖNDE KARAR OLUŞTURULMUŞTUR. TAKİP DİĞER BORÇLULAR YÖNÜNDEN DEVAM ETMEKTEDİR.
TAKİP DAYANAĞI KREDİLİ MEVDUAT HESABI ( KMH ) SÖZLEŞMESİNDE İLK SAHİFEDE 10.06.2002 TARİHİ VE 30030 HESAP NO, 20503677 MÜŞTERİ NO, 13.000.000.000 TL LİMİT YAZILI OLUP, İSKARPİNE KAŞESİ İLE ÜÇ ADET İMZA, 10 SAHİFEDE MÜŞTERİ SABİT Z. ADRES VE TELEFONLARI, LL. SAHİFEDE DE DAVALI SEYFİ A. İSMİ VE İKİ ADET İMZA- Kİ ADRES BİLGİLERİ BOŞ BIRAKILMIŞ BAŞKACA BİLGİ YOKTUR- VE GARANTÖR HAYDAR Z. ADRES, TELEFON VE İMZALARI İLE YİNE AYNI ŞİRKET -İSKARPİNO KAŞESİ- İLE BANKANIN ONAYI BULUNMAKTADIR.
DAVACI/ALACAKLI BANKA ELDEKİ DAVAYI 15.11.2005 TARİHİNDE AÇARAK İTİRAZIN İPTALİ İLE İCRA İNKAR TAZMİNATI İSTEMİNDE BULUNMUŞTUR. AÇIKLAMALARINDA KULLANILAN KREDİNİN ŞİRKET BORÇLARI İÇİN ALINDIĞI, TİCARİ KREDİ OLDUĞU, BİREYSEL KREDİ OLMADIĞI İDDİASINA DAYANMIŞ; DAVADA 4077 SAYILI KANUNUN UYGULAMA YERİ OLMADIĞINI BİLDİRMİŞTİR.
DAVALI/TAKİP BORÇLUSU GARANTÖR SEYFİ A. İSE VEKİLİ VASITASIYLA VERDİĞİ CEVAPLA SÖZLEŞMENİN 4077 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİNE AYKIRI OLDUĞUNU, MAHKEMENİN GÖREVSİZ OLUP, TÜKETİCİ MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLMASI NEDENİYLE GÖREVSİZLİKLE DOSYANIN TÜKETİCİ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNİ VE DAVANIN REDDİ İLE İYİNİYETLİ OLMAYAN ALACAKLI BANKANIN %40′TAN AŞAĞI OLMAMAK ÜZERE TAZMİNATA MAHKUM EDİLMESİNİ SAVUNMUŞTUR.
MAHKEMECE TARAF DELİLLERİ TOPLANARAK, TARAF BEYANLARI DA ALINMIŞ VE HEYETÇE DAVANIN TÜKETİCİ MAHKEMESİNDE GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİNE İŞARETLE DAVA DİLEKÇESİNİN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE KARAR VERİLMİŞTİR.
DAVACI ALACAKLI BANKA VEKİLİNİN TEMYİZİ ÜZERİNE KARAR ÖZEL DAİRECE İLK KARAR TARİHİNDEN SONRA YÜRÜRLÜĞE GİREN 5464 SAYILI KANUNUN 44. MADDESİ İLE YÜRÜRLÜKTEKİ 4077 SAYILI KANUNUN 22 VE 23. MADDELERİ HÜKÜMLERİ DE NAZARA ALINARAK BOZULMUŞ; BOZMA İLAMINDA DAVANIN TÜKETİCİ MAHKEMESİ GÖREVİNE GİRMEDİĞİ, DAVACININ ALACAKLI BANKA OLDUĞU VE DAVACININ BU SIFATINA GÖRE DAVANIN GENEL MAHKEMEDE GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİNE İŞARET EDİLEREK TİCARET MAHKEMESİNCE GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMESİ İÇİN KARAR BOZULMUŞ; DAVACI ALACAKLI BANKA VEKİLİ BOZMAYA UYULMASINI İSTEMİŞ; DAVALI TAKİP BORÇLUSU VEKİLİ TAKDİRİ MAHKEMEYE BIRAKMIŞTIR.
MAHKEMECE, İLK KARARDAN SONRA YÜRÜRLÜĞE GİREN 5464 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİ DE DEĞERLENDİRİLEREK SÜRESİNDE YAPILMIŞ İŞ BÖLÜMÜ İTİRAZI BULUNMADIĞINDAN GENEL MAHKEMEYE GÖNDERİLMEK ÜZERE GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMESİ OLANAĞININ DA KALMADIĞI VURGULANARAK ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMİŞTİR.
HÜKMÜ TEMYİZE DAVACI ALACAKLI BANKA VEKİLİ GETİRMEKTEDİR.
BÖYLECE SOMUT OLAYDAKİ UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMÜNDE İLK KARARDAN SONRA, BOZMADAN ÖNCE YÜRÜRLÜĞE GİREN 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU’NUN 44. MADDESİNİN NAZARA ALINMASI GEREĞİ VE GENEL MAHKEMELERİN KURAL OLARAK GÖREVLİ OLDUĞU HUSUSU ÖZEL DAİRE VE MAHKEME ARASINDA UYUŞMAZLIK KONUSU DEĞİLDİR.
YEREL MAHKEME İLE ÖZEL DAİRE ARASINDAKİ UYUŞMAZLIK; MAHKEMENİN DİRENME BİÇİMİNE GÖRE, TİCARET MAHKEMESİNİN İŞBÖLÜMÜ İTİRAZI YAPILMADIĞI HALDE GÖREVSİZLİKLE DOSYAYI GÖREVLİ BULUNAN GENEL MAHKEME OLAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERME YÖNÜNDE KARAR VERİP VEREMEYECEĞİ NOKTASINDA TOPLANMAKTADIR.
İLKİN BELİRTİLMELİDİR Kİ, ELDEKİ DAVAYA TÜKETİCİ MAHKEMESİNCE BAKILAMAYACAĞINDA KUŞKU BULUNMADIĞI GİBİ BU HUSUS UYUŞMAZLIK KONUSU DA DEĞİLDİR. MAHKEME VE ÖZEL DAİRENİN DE KABULÜNDE OLDUĞU ÜZERE UYUŞMAZLIĞIN BANKA KREDİ KARTI BORCUNDAN KAYNAKLANMASI HALİNDE DAHİ DAVACININ BANKA OLMASI NEDENİYLE 5464 SAYILI BANKA KARTLARI VE KREDİ KARTLARI KANUNU’NUN 44. MADDESİ DİKKATE ALINDIĞINDA GÖREVLİ MAHKEME AÇIKÇA GENEL MAHKEMELERDİR.
TİCARET MAHKEMESİ İLE GENEL MAHKEME OLAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ ARASINDAKİ İLİŞKİ İSE İŞBÖLÜMÜ İLİŞKİSİ OLUP, USULÜNCE YAPILMIŞ BİR İŞBÖLÜMÜ İTİRAZI BULUNMAMAKTA BU NEDENLE ELDEKİ DAVAYA TİCARET MAHKEMESİNCE BAKILMASI GEREKMEKTEDİR.
BU NEDENLEDİR Kİ, MAHKEMECE DİRENME KARARININ GEREKÇESİNDE DE DAVACISI BANKA OLAN ELDEKİ DAVADA AÇIKÇA TÜKETİCİ MAHKEMELERİNİN DEĞİL GENEL MAHKEMELERİN DAVAYA BAKMA GÖREVİNİN BULUNDUĞUNUN KABUL EDİLMESİNE KARŞIN BUNUNLA ÇELİŞKİ OLUŞTURACAK BİÇİMDE DAVAYA BAKMA GÖREVİNİN TÜKETİCİ MAHKEMESİNE AİT OLDUĞUNDAN BAHİSLE DAVA DİLEKÇESİNİN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE KARAR VERİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR.
BOZMA İLAMININ “SOMUT OLAYDA” İFADESİYLE BAŞLAYAN SON CÜMLESİNİN DAVACININ SIFATINA GÖRE, DAVANIN GENEL MAHKEMEDE GÖRÜLMESİ GEREĞİNE İŞARET EDEN SAPTAMASI YERİNDE İSE DE “5464 SAYILI YASANIN 44. MADDESİ UYARINCA GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMEK ÜZERE HÜKMÜN BOZULMASI” ŞEKLİNDEKİ İFADESİ SEHVE DAYALI OLUP BOZMA METNİNDEN ÇIKARILMIŞTIR.
SONUÇ OLARAK; DAVACININ SIFATINA VE SÖZLEŞMENİN NİTELİĞİNE GÖRE DAVAYA BAKMA GÖREVİ TÜKETİCİ MAHKEMESİNE AİT OLMAYIP, GENEL MAHKEMELERE AİTTİR. DAVA DEĞERİNE GÖRE DAVAYA BAKMA GÖREVİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN İSE DE BU MAHKEME İLE ARASINDA İŞBÖLÜMÜ İLİŞKİSİ BULUNAN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNE USULÜNCE YAPILMIŞ İŞBÖLÜMÜ İTİRAZI DA BULUNMAMAKLA DAVAYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNCE BAKILMAYA DEVAM OLUNMALIDIR.
YUKARIDA AÇIKLANAN TÜM NEDENLERLE; MAHKEMENİN GÖREVSİZLİĞE İLİŞKİN DİRENME KARARININ BOZULMASI GEREKİR.
SONUÇ : DAVACI/ALACAKLI VEKİLİNİN TEMYİZ İTİRAZLARININ KABULÜ İLE YUKARIDA AÇIKLANAN NEDENLERLE DİRENME KARARININ HUMK. 429. MADDESİ GEREĞİNCE GÖREV YÖNÜNDEN BOZULMASINA, BOZMA NEDENİNE GÖRE SAİR HUSUSLARIN BU AŞAMADA İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, İSTEK HALİNDE TEMYİZ PEŞİN HARCININ YATIRANA İADESİNE, 07.02.2007 GÜNÜNDE OYBİRLİĞİ İLE KARAR VERİLDİ.

Medeni Usul Hukuku kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULU KARARI

24 ARALIK 2003 TARİHLİ RESMİ GAZETE

SAYI: 25326

YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULU KARARI

ESAS NO:            : 2001/1

KARAR NO:           : 2003/1

ÖZET: TARAFLAR ARASINDA YAZILI ŞEKİLDE YAPILMAMIŞ OLMAKLA BİRLİKTE GEÇERLİ SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARDA FATURALARA (BEDELİN BELLİ BİR SÜREDE ÖDENMEMESİ HALİNDE VADE FARKI ÖDENİR) İBARESİNİN YAZILARAK KARŞI TARAFA TEBLİĞİ VE KARŞI TARAFÇA TTK.NUN 23/2. MADDESİ UYARINCA SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE BU DURUM SADECE FATURA MÜNDERECATININ KESİNLEŞMESİ SONUCUNU DOĞURUP VADE FARKININ DAVALI YANCA KABUL EDİLDİĞİ VE İSTENEBİLECEĞİ ANLAMINA GELMEYECEĞİNE”

L. BAŞVURULAR VE YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULU KARARI

           ” SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDEN DOĞAN BEDELİN BELİRLİ BİR SÜREDE ÖDENMEMESİ DURUMUNDA VADE FARKININ İSTENEBİLMESİ İÇİN TARAFLAR ARASINDA MUTLAKA YAZILIL SÖZLEŞME YA DA TİCARİ TEAMÜLÜN OLMASI GEREKİP GEREKMEDİĞİ, BU İKİ KOŞULUN HERHANGİ BİRİSİNİN YOKLUĞU HALİNDE DÜZENLENEN FATURALARDA VADE FARKI UYGULANACAĞINA İLİŞKİN İBAREYE YER VERİLİP, ALICININ DA BU FATURAYA TÜRK TİCARET KANUNU’NUN 23/2. MADDESİ UYARINCA SEKİZ GÜN İÇERİSNİDE İTİRAZ ETMEMESİ HALİNDE VADE FARKI ALACAĞININ DOĞUP DOĞMAYACAĞI HUSUSNDA YARGITAY ONBİRİNCİ VE ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRELERİ İLE ONÜÇÜNCÜ VE ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRELERİ ARASINDA GÖRÜŞ AYKIRILIĞI BULUNDUĞUNDAN BAHİSLE, BU AYKIRILIĞIN İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRLMESİ YOLUYLA GİDERİLMESİ, ANTAALYA ASLİYE 2. HUKUK HAKİMLİĞİ’ NİN 22.06.2000 TARİHLİ BAŞVURUSUYLA İSTENİLMİŞTİR.

             YARGITAY YASASI’ NIN 10. MADDESİ GEREĞİNCE TOPLANAN YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN 17.05.2001 GÜN VE 53 SAYILI KARARI İLE;

             ” SÖZLEŞME İLİŞKİSİYLE İLGİLİ DÜZENLENEN FATURADA YER ALAN VADE FARKI UYGULANACAĞINA İLİŞKİN KAYDA, SÜRESİ İÇERİSİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ DURUMUNDA, VADE FARKI BORCUNUN DOĞUP DOĞMAYACAĞI” KONUSUNDA YARĞITAY KARARLARI ARASINDA GÖRÜŞ AYKIRILIĞI BULUNDUĞU, BU AYKIRILIĞIN İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ YOLUYLA GİDERİLMESİ İSTENMİŞ; KONU İLE İLGİLİ YARGITAY ÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ,ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ, ONÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ, ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRESİ, ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ, HUKUK GENEL KURULU BAŞKANLIKLARINDAN ALINAN GÖRÜŞLERİN VE GÖNDEREXİLEN KARARLARIN DEĞERLENDİRİLMESİNDE, ” SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDEN DOĞAN BEDELİN BELİRLİ BİR SÜREDE ÖDENMEMESİ DURUMUNDA VADE FARKININ İSTENİLEBİLMESİ İÇİN TARAFLAR ARASINDA MUTLAKA YAZILI SÖZLEŞME YA DA TİCARİ TEAMÜLÜN OLMASI GEREKİP GEREKMEDİĞİ, BU İKİ KOŞULDAN BİRİSİNİN BULUNMAMASI DURUMUNDA, DÜZENLENEN FATURALARA VADE FARKI UYGUULANACAĞINA İLİŞKİN İBAREYE YER VERİLİP ALICININ BU FATURAYA T.T.YASASI’NIN23/2. MADDESİNE GÖRE, SEKİZ GÜN İÇERİSNİDE İTİRAZ ETMEMESİ DURUMUNDA VADE FARKI ALACAĞININ DOĞUP DOĞMAYACAĞI” KONUSUNDA YARGITAY ONBİRİNCİ VE ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRELERİ İLE ONÜÇÜNCÜ VE ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRELERİ KARARLARI ARASINDA GÖRÜŞ AYKIRILIĞI BULUNDUĞUNDAN, BU AYKIRILIĞIN YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULUNDA GİDERİLMESİ GEREKTİĞİNE, GÖRÜŞME TARİHİ DAHA SONRA BİRİNCİ BAŞKANLIKA BELİRLENMEK ÜZERE RAPORTÖR ÜŞE GÖREVLENDİRİLMESİNE” OYBİRLİĞİ İLE KARAR VERİLMİŞTİR.

             YUKARIDA YAZILI YARGITAY KARARI GEREĞİ İŞLEMLİ EVRAKIN RAPORTÖRE TEVDİİNDEN SONRA EVRAKA EKLENMEK ÜZERE YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIĞININ 01.10.2001 GÜ, 67434 VE 22.03.2002 GÜN, 2517 SAYILI YAZILARI EKİNDE GÖNDERİLEN AVUKAT CENGİZ ÖZLER VE AVUKAT E. DİLARA GÜNGÖR İMZALI 04.09.2001 TARİHLİ VE AVUKAT BETÜL ÖZVERİ İMZALI 19.03.2002 TARİHLİ VE AYRICA AVUKAT VAHİDE GÜZELCANDERE, AVUKAT MURAT ALBAYRAK, AVUKAT ERHAN GÜCLÜ DÜDÜKCÜ İMZALI 27.1.2003 TARİHLİ DİLEKÇELERİ VE EKLERİNDE DE İLK TALEBE EK OLARAK; ” FATURALARA KONULAN (GECİKME HALİNDE AYLIK VADE FARKI UYGULANACAĞINA DAİR) KAYDIR GEÇERLİ OLUP OLMADIĞI” HUSUSUNDA İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRLMESİ İSTENMİŞTİR. BU BAŞVURU DA İLK BAŞVURU NEDENİYLE İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN 17.05.2001 GÜN VE 53 SAYILI KARARI KAPSAMINDA ELE ALINMIŞTIR.

LL. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR:

      YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ KARARLARI : 25.04.1986 GÜN VE 1986/2106-2457; 14.04.1997 GÜR VE 1997/2370-2823; 07.04.1997 GÜN VE 1997/2143-2532; 30.12.1997 GÜN VE 1997/9003-1997*9899; 18.11.1997 GÜN VE 1997/7465- 8328; 28.05.1998 GÜN VE 1998/2217-3959;08.06.1998 GÜN VE 1998/2545-4295 SAYILI,

      YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ KARARLARI : 07.04.1997 GÜN VE 1996/9616-3685; 08.07.1997 GÜN VE 1997/4623-7110; 22.10.1996 GÜN VE 1996/2687-9344; 05.11.1996 GÜN VE 1996/1521-9702 ; 31.03.2000 GÜN VE 1999/8237-2000/2348; 16.06.1997 GÜN VE 1996/9584-1997/6210; 10.10.1996 GÜN VE 1995/10941-1996/8943;21.10.1996 GÜN VE 1996/1889-11306;29.11.1996 GÜN VE 1996/2717-1996/10707; 07.03.2000 GÜN VE 2000/5829-8209; 05.12.2000 GÜN VE 2000/5889-8414; 21.03.20002 GÜN VE 2001/4471-2002/1963; 12.04.2002 GÜN VE 2001/5134-2805 SAYILI,

     YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ KARARLARI: 09.03.1999 GÜN VE 1998/10118 -1999/1668 SAYILI,

     YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ KARARLARI; 15.11.1999 GÜN VE 1999/4192-4070; 11.05.1999 GÜN VE 1999/1670-1854; 02.06.1997 GÜN VE 1997/1761-2886; 11.05.1999/1670-1854 SAYILI,

    LLL. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNDE DAYANILAN KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETİ;

    ÖNCELİKLE BELİRTMEKTE YARAR VARDIR Kİ; İNCELENEN KARARLAR KAPSAMLARINA GÖRE, VADE FARKI İSTENEBİLMESİ İÇİN YANLAR ARASINDA BU YÖNDE YAZILI BİR ZÖLEŞMENİN YA DA BU DOĞRULTUDA OLUŞMUŞ BİR TEAMÜLÜN BULUNMASININ ŞART OLDUĞU HUSUSUNDA İLGİLİ DAİRELER ARASINDA TAM BİR GÖRÜŞ BİRLİĞİ BULUNMAKTADIR.

     DAİRELER ARASINDAKİ AYAŞMAZLIK İSE; YANLAR ARASINDA BU YÖNDE YAZILI BİR SÖZLEŞME YA DA OLUŞMUŞ BİR TEAMÜLÜN BULUNMADIĞI DURUMDA, FATURADA YER EVERİLEN VADE FARKI UYGULANACAĞINA İLİŞKİN KAYDA TÜRK TİCARET KANUNU’NUN 23/2. MADDESİNDEKİ SEKİZ GÜNLÜK SÜRE İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ DURUMUNDA VADE FARKI ALACAĞININ DOĞUP DOĞMAYACAĞI, NOKTASINDADIR.

     BU KONUYA İLİŞKİN OLARAK;

     ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ ; FATURADAKİ VADE FARKI KAYDININ FATURA METNİNE DAHİL OLMASI DURUMUNDA, BUNUN FATURA MÜNDERECATINDAN SAYILARAK TÜRK TİCARET KANUNU’NUN 23/2 MADDESİ HÜKMÜNDEKİ KANUNİ KARİNEDEN YARARLANILACAĞINI, ANCAK VADE FARKI KAYDININ FATURA ARKASINDA VEYA FATURA METNİ DIŞINDA FATURANIN ALT KISMINDA DİP NOT ŞEKLİNDE BULUNMASI HALİNDE İSE BU KAYDIN FATURA MÜNDERECATINDAN OLMADIĞININ VE KARİNEDEN YARARLANILMAMAYACAĞININ KABULÜ GEREKECEĞİNİ;

    ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ İSE; FATURANIN ARKASINA KAŞE İLE BASILMIŞ VADE FARKI UYGULANACAĞINA İLİŞKİN KAYDIN VARLIĞI HALİNDE DAHİ SÜRESİNDE İTİRAZ ETMEME HALİNDE VADE FARKI UYGULANACAĞINI;

    ONÜÇÜNCÜ HUKUK DAİRESİ; SÖZLEŞME VE İHALE ŞARTNAMESİNDE VADE FARKI UYGULANACAĞINA DAİR BİN HÜKÜM BULUNMAMASI HALİNDE VADE FARKI UYGULANAMAYACAĞINI;

    KABUL ETMEKTEDİRLER.

    ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRESİNE GELİNCE; TARAFLAR ARASINDA YAZILIL SÖZLEŞME YA DA YERLEŞİK UYGULAMA BULUNMAMASI HALİNDE FATURADA YER ALAN VADE FARKI KAYDINA İTİRAZ EDİLİP EDİLMEMESİNİN HİÇBİR ŞEKİLDE SONUÇ DOĞURMAYACAĞI, TÜRK TİCARET KANUNU’NUN23/2. MADDESİNDEKİ KARİNENİN BU HALLERDE UYGULAMA ALANI BULUNMADIĞI, FATURADAKİ VADE FARKI KAYDININ FATURANIN ZORUNLU İÇERİĞİNDEN OLMADIĞI, GÖRÜŞÜNÜ BENİMSEMEKTEDİR.

     ŞU DURUMDA; ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ İLE ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ KARARLARI KISMEN UYGUNLUK ARZ ETMEKTE İSE DE ONÜÇÜNCÜ VE ONBEŞİNCİ HUKUK DAİRESİ KARARLARI TÜMÜYLE ANILAN DAİRE KARARLARINA AYKIRILIK TEŞKİL ETMEKTEDİR.

     LV. İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME YOLUYLA GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN KARAR VE İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU :

     YARGITAY İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULU’NUN 27/6/2003 TARİHLİ OTURUMUNDA, RAPORTÖR ÜYENİN AÇIKLAMALARI DİNLENDİKTEN SONRA ESASA GİRİŞİLMEZDEN ÖNCE ÖNCELİKLE İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSUNUN NE OLDUĞU TARTIŞILMIŞ, YARGITAY KANUNU’NUN 45/7. MADDESİ UYARINCA İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSUS BELİRLENMİŞTİR.

     1-TARAFLAR ARASINDA MEVCUT YAZILI SÖZLEŞMEDE VADE FARKI ÖDENECEĞİ HUSUSU KARARLAŞTIRILMIŞ İSE,BU KAYIT SÖZLEŞMENİN BİR UNSURU OLARAK KABUL EDİLDİĞİNDEN GÖNDERİLEN VADE FARKI FATURASI SADECE BİR İHBAR VAZİFESİ İFA ETTİĞİNDEN VADE FARKI ALACAĞININ DOĞUMU YÖNÜNDEN FATURAYA İTİRAZ EDİLMEMESİNİN HUKUKSAL BİR SONUÇ DOĞURMAYACAĞINA VE VADE FARKININ İSTENMESİNİN MÜMKÜN BULUNMASINA,

     2-YİNE YANLAR ARASINDA YAPILAN YAZILI SÖZLEŞMEDE VADE FARKININ ÖDENECEĞİ KONUSUNDA BİR KAYIT OLMAMASINA RAĞMEN GÖNDERELİN VADE FARKI FATURASINA TTK NUN 23/2. MEDDESİNDE YAZILI SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ YAZILI SÖZLEŞMENİN ASLİ UNSURLARINDAN OLAN SEMEN’İN TEK TARAFLI İRADE BEYANI İLE DEĞİŞTİRİLMESİ ANLAMINDA BULUNDUĞUNDAN BU ŞIKTA DA VADE FARKININ İSTENMESİNİN HUKUKEN MÜMKÜN BULUNMADIĞINA,

    3-TARAFLAR ARASINDA VADE FARKI ÖDENECEĞİNE DAİR SÖZLEŞME OLMAMASINA RAĞMEN VADE FARKININ ÖDENECEĞİNE DAİR TİCARİ TEAMÜLÜN (MEVCUT UYGULAMANIN ) OLMASI HALİNDE VADE FARKI İSTEĞİNE İLİŞKİN FATURANIN KARŞI TARAFA TEMBLİĞİ, MUHATABIN TTK 23/2. MADDESİ UYARINCA SEKİZ GÜN İÇİNDE BU FATURAYA İTİRAZ ETMEMESİ HALİNDE VADE FARKI YÜRÜTÜLMESİNİN MÜMKÜN BULUNDUĞU ANLAŞILDIĞINDAN VE ESASEN YÜKSEK 11,13,15 VE 19.HUKUK DAİRELERİ KARARLARI ARASINDA GÖRÜŞ AYKIRILIĞI BULUNMADIĞI ANLAŞILDIĞINDAN 2797 SAYILI YARGITAY KANUNU’NUN 45/7. MADDESİ UYARINCA YUKARIDAKİ KONULARIN İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSU DIŞINDA BIRAKLIMASI,

    4-İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNUN ”TARAFLAR ARASINDA YAZILIL ŞEKİLDE YAPILMAMIŞ OLMAKLA BİRLİKTE GEÇERLİ SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARDA (FATURALARA BEDELİN BELLİ BİR SÜREDE ÖDENMEMESİ HALİNDE VADE FARKI ÖDENİR) İBARESİNİN KONULARAK KARŞI TARAFA TEBLİĞİ VE KARŞI TARAFÇA TTK NUN 23/2. MADDESİ UYARINCA SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE VADE FARKININ ÖDENİP ÖDENMEYECEĞİ KONUSUNDA YÜKSEK 11 VE 19 NCU HUKUK DAİRESİ KARARLARI İLE 15. HUKUK DAİRESİ KARARLARI ARASINDA GÖRÜŞ AYKIRILIĞI OLUŞTUĞUNDAN İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN BU KONU İLE SINIRLI OLARAK GÖRÜŞÜLMESİNE İLK OYLAMADA OYÇOKLUĞU İLE KARAR VERİLİP İŞİN ESASININ GÖRÜŞMESİNE GEÇİLMİŞTİR.

     V. İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN GEREKÇESİ :

     L. KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER :

    A) TÜRK TİCARET KANUNU

   MADDE 23- TİCARİ İŞLETMESİ İCABI BİR MAL SATMIŞ VEYA İMAL ETMİŞ VEYAHUT BİR İŞ GÖRMÜŞ YAHUT BİR MENFAAT TEMİN ETMİŞ OLAN TACİRDEN,DİĞER TARAF KENDİSİNE BİR FATURA VERİLMESİNİ VE BEDELİ ÖDENMİŞ İSE BUNUN DA FATURADA GÖSTERİLMESİNİ İSTEYEBİLİR.

   BİR FATURAYI ALAN KİMSE ALDIĞI TARİHTEN İTİBAREN SEKİZ GÜN İÇİNDE MÜNDERECATI HAKKINDA BİR İTİRAZDA BULUNMAMIŞSA MÜNDERECATINI KABUL ETMİŞ SAYILIR.

    ŞİFAHEN, TELEFON VEYA TELGRAFLA YAPILAN MUKAVELELERİN VEYA BEYANLARIN MUHTEVASININ TEYİT EDEN BİR YAZIYI ALAN KİMSE, ALDIĞI TARİHTEN İTİBAREN SEKİZ GÜN İÇİNDE BİR İTİRAZDA BULUNMAMIŞSA TEYİT MEKTUBUNUN YAPILAN MUKAVELEYE VE BEYANLARA UYGUN OLDUĞUNU KABUL ETMİŞ SAYILIR.

    MADDE 66- HER TACİR, TİCARİ İŞLETMESİNİN İKTİSADİ VE MALİ DURUMUNU, BORÇ VE ALACAK MÜNASEBETLERİNİ VE HER İŞ YILI İÇİNDE ELDE EDİLEN NETİCELERİ TESPİT ETMEK MAKSADIYLA, İŞLETMESİNİN MAHİYET VE ÖNEMİNİN GEREKTİRDİĞİ BÜTÜN DEFTERLERİ VE BİLHASSA, DİĞER KANUNLARIN HÜKÜMLERİ MAHFUZ KALMAK ÜZERE AŞAĞIDAKİ DEFTERLERİ TÜRKÇE OLARAK TUTMAYA MECBURDUR:

    1- TACİR HÜKMİ ŞAHIS İKSE YEVMİYE DEFTERİ, DEFTERİ KEBİR,ENVANTER DEFTERİ VE KARAR DEFTERİ;

   2- HUSUSİ HUKUK HÜKÜMLERİNE GÖRE İDARE EDİLMEK VEYA TİCARİ ŞEKİLDE İŞLETİLMEK ZERE DEVLET, VİLAYET,BELEDİYELER GİBİ AMME HÜKMİ ŞAHISLARI TARAFINDAN KURULAN VE HÜKMİ ŞAHSİYETİ BULUNMAYAN TİCARİ İŞLETMİLER İLE DERNEKLER TARAFINDAN KURULANTİCARİ İŞLETMELİR VE BUNLARA BENZEYEN VE HÜKMİ ŞAHSİYETİ OLMAYAN DİĞER TİCARİ TEŞEKKÜLLER, KARAR DEFTERİ HARİÇ YUKARIDAKİ BENTTE YAZILIL DEFTERLERİ;

   3- TACİR HAKİKİ ŞAHIS İSE KARAR DEFTERİ HARİÇ OLMAK ÜZERE BİRİNCİ BENTTE YAZILI DEFTERLERİ VEYA İŞLETMESİNİN MAHİYET VE ÖNEMİNE GÖRE SADECE İŞLETME DEFTERİ

   TACİRLERİN İŞLETMELRİYLE İLGİLİ İŞLER DOLAYISIYLA ALDIKLARI MEKTUP, YAZI, TELGRAF, FATURA, CETVEL,SENET GİBİ VESİKA VE KAĞITLARLA ÖDEMELERİNİ GÖSTEREN VESİKALARI VE YAZDIĞI MEKTUP, YAZI VE TELGRAFNAMELERİN KOPYALARINI VE MUKAVELELERİ, TAAHHÜT VE KEFALET VE SAİR TEMİNAT SENETLERİ VE MAHKEME İLAMLARI GİBİ BELGELERİ MUNTAZAM BİR TARZDA DOSYA HALİNDE SAKLAMALARI MECBURİDİR.

   B) BORÇLAR KANUNU

    MADDE 76- BİR BORÇ VEYA SAİR HER HANGİ BİR TASARRUF AKDİN İNİKADINDAN İTİBAREN BİR MÜDDETİN HİTAMINDA İFA VE İCRA EDİLMEK LAZIM GELDİĞİ TAKDİRDE, VADE AŞAĞIDAKİ VEÇHİLE TAYİN OLUNUR:

    1- MÜDDET, GÜN İLE TAYİN EDİLMİŞ İSE BORÇ, AKDİN İNİKAT ETTİĞİ GÜN SAYILMAYARAK MÜDDETİN SON GÜNÜ MUACCEL OLUR.

MÜDDET, SEKİZ VEYA ON BEŞ GÜN İSE BU MÜDDET BİR VEYA İKİ HAFTAYI DEĞİL TAMAM SEKİZ VEYA ONBEŞ GÜNÜ İFADE EDER.

    2- MÜDDET HAFTALAR İLE TAYİN EDİLMİŞ İSE BORÇ SON HAFTANIN, AKDİN MÜNAKİT OLDUĞU GÜNE İSMEN TEVAFUK EDEN GÜNÜNDE MUACCEL OLUR.

    3- MÜDDET AY İLE VEYA SENE, YARI SENE VE SENELERİN DÖRTTE BİRİ GİBİ BİRDEN ZİYADE AYLARI İHTİVA EDEN BİR ZAMAN İLE TAYİN EDİLDİĞİ SURETTE BORÇ, AKDİN MÜNAKİT OLDUĞU GÜN AYIN KAÇINCI GÜNÜ İSE SON AYIN BUNA TEKABÜL EDEN GÜNÜ MUACCEL OLUR SON AYDA TEKABÜL EDEN GÜN MEVCUT DEĞİL İSE BORÇ SON AYIN SON GÜNÜ İFA OLUNUR.

    YARIM AY TABİRİ, ON BEŞ GÜNLÜK BİR MÜDDETE MUADİLDİR. MÜDDET BİR VEYA BİRDEN ZİYADE AY İLE YARIM AY İSE ON BEŞ GÜN SON OLARAK HESAP EDİLİR.

    BU KAİDELER, MÜDDET , AKDİN İNİKADINDAN BAŞKA BİR ZAMANDAN İTİBAREN CEREYAN ETTİĞİ SURETTE DE TATBİK OLUNUR.

MUAYYEN BİR ZAMAN İÇİNDE İFA EDİLMEK LAZIM GELEN BİR BORCU BORÇLU, MÜDDETİN HİTAMINDAN EVVEL İFA İLE MÜKELLEFTİR.

    MADDE 96- ALACAKLI HAKKINI KISMEN VEYA TAMAMEN İSTİFA EDEMEDİĞİ TAKDİRDE BORÇLU KENDİSİNE HİÇ BİR KUSURUN İSPAT EDİLEMEYECEĞİNİ İSPAT ETMEDİKÇE BUNDAN MÜTEVELLİT ZARARI TAZMİNE MECBURDUR.

   MADDE 182- BEYİ BİR AKİTTİR Kİ ONUNLA BAYİ, SATILAN MALI MÜŞTERİNİN İLTİZAM ETTİĞİ SEMEN MUKABİLİNDE MÜŞTERİYE TESLİM VE MÜLKİYETİ ONA NAKLEYLEMEK BORCUNU TAHAMMÜL EDER.

    HİLAFINA ADET VEYA MUKAVELE MEVCUT DEĞİL İSE BAYİ İLE MÜŞTERİ BORÇLARI AYNI ZAMANDA İFA ETMEKLE MÜKELLEFTİRLER.

    HALE GÖRE TAYİNİ MÜMKÜN OLAN SEMEN, TESMİYE EDİLMİŞ HÜKMÜNDEDİR.

    MADDE 210- HİLAFINA MUKAVELE MEVCUT DEĞİL İSE MEBİ MÜŞTERİNİN YEDİNE GİRİNCE BAYİ SEMENE MÜSTEHAK OLUR.

    ADET BU YOLDA İSE YAHUT MÜŞTERİ MEBİDEN SEMENE VEYA DİĞER TÜRLÜ HASILAT İSTİFA İMKANINI ELDE ETMİŞ İSE MEBİİN SEMENİ MÜCERRET VADEYE NAZARAN MÜŞTERİ TARAFINDAN VUKUA GELEN TEMERRÜT, ÜZERİNE MÜTERETTİP HÜKÜMLERDEN BAŞKA HATTA HİÇ BİR İHTAR DAHİ YAPILMASIZIN FAİZE TABİDİR.

    C)213 SAYILI VERGİ USUL KANUNU

    MADDE 229- FATURA, SATILAN EMTİA VEYA YAPILAN İŞ KARŞILIĞINDA MÜŞTERİNİN BORÇLANDIĞI MEBLAĞI GÖSTERMEK ÜZERE EMTİAYI SATAN VEYA İŞİ YAPAN TÜÇÇAR TARAFINDAN MÜŞTERİYE VERİLEN TİCARİ VESİKADIR.

    MADDE 230- (DEĞİŞİK : 30/12/1980 – 2365/34 MD.)

    FATURADA EN AZ AŞAĞIDAKİ BİLGİLER BULUNUR:

    1.FATURANIN DÜZENLENME TARİHİ SERİ VE SIRA NUMARASI :

    2. FATURAYI DÜZENLEYENİN ADI, VARSA TİCARET UNVANI, İŞ ADRES, BAĞLI OLDUĞU VERGİ DAİRESİ VE HESAP NUMARASI ;

    3. MÜŞTERİNİN ADI, TİCARET UNVANI, ADRESİ, VARSA VERGİ DAİRESİ VE HESAP NUMARASI ;

    4. MALIN VEYA İŞİN NEV’İ , MİKTARI, FİYATI VE TUTARI;

    5. (DEĞİŞİK : 4/12/1985 – 3239/19 MD.) SATILAN MALLARIN TESLİM TARİHİ VE İRSALİYE NUMARASI , (MALIN ALICIYA TESLİM EDİLMEK ÜZERE SATICI TARAFINDAN TAŞINDIĞI VEYA TAŞITTIRILDIĞI HALLERDE SATICININ, TESLİM EDİLEN MALIN ALICI TARAFINDAN TAŞINMASI VEYA TAŞITTIRLIMASI HALİNDE ALICININ TAŞINAN VEYA TAŞITTIRILAN MALLAR İÇİN SEVK İRSALİYESİ DÜZENLENMESİ VE TAŞITTA BULUNDURULMASI ŞARTTIR.

     MALIN, BİR MÜKELLEFİN BİZDEN ÇOK İŞ YERLERİ İLE ŞUBELERİ ARASINDA TAŞINDIĞI VEYA SATILMAK ÜZERE BİR KOMİSYONCU VEYA DİĞER BİR ARACIYA GÖNDERİLDİĞİ HALLERD DE, MALIN GÖNDEREN TARAFINDAN SEVK İRSALİYESİNE BAĞLANMASI GERKELİDİR. BU BENTTE YAZILI İRSALİYELER HAKKINDA FİYAT VE BEDEL İLE İLGİLİ BİLGİLER HARİÇ OLMAK ÜZERE, BU MADDE HÜKMÜ İLE 231 İNCİ MADDE HÜKMÜ UYGULANIR. İRSALİYELERDE MALIN NEREYE VE KİME GÖNDERİLDİĞİ AYRICA BELİRTİLİR.

     ŞU KADAR Kİ NİHAİ TÜKETİCİLERİN TÜKETİM AMACIYLA PERAKENDE OLARAK SATIN ALDIKLARI MALLLARI KENDİLERİNİN TAŞIMASI VEYA TAŞITTIRMASI HALİNDE BU MALLARA AİT FATURA VEYA PERAKENDE SATIŞ FİŞİNİN BULUNMASI ŞARTIYLA SEVK İRSALİYESİ ARANMAZ.

     MADDE 232- BİRİNCİ VE (4369 SAYILI KANUNUN 81/A-7 NCİ MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN İBARE YÜRÜRLÜK : 1.1.1999) İKİNCİ SINIF TÜCCARLAR, KAZANCI BASİT USULDE TESPİT EDİLENLERLE (*) DEFTER TUTMAK MECBURİYETİNDE OLAN ÇİFTÇİLER:

     1- BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF TÜCCARLARA;

    2- SERBEST MESLEK ERBABINA;

     3- KAZANÇLARI (4369 SAYILI KANUNUNN 81/A-7 NCİ MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN İBARE

YÜRÜRLÜK : 1.1.1999 BASİT USULDE TESPİT OLUNAN TÜCCARLARA (**)

     4- DEFTER TUTMAK MECBURİYETİNDE OLAN ÇİFTÇİLERE;

     5- VERGİDEN MUAF ESNAFA.

     SATTIKLARI EMTİA VEYA YAPTIKLARI İŞLER İÇİN FATURA VERMEK VE BUNLAR DA FATURA İSTEMEK VE ALMAK MECBURİYETİNDEDİRLER.

     (2686 SAYILI KANUN’UN 28 İNCİ MADDESİYLE DEĞİŞEN FIKRA) (4444 SAYILI KANUN’UN 13/C-4 MADDESİYLE DEĞİŞEN İBARE YÜRÜRLÜK :

14.8.1999  YUKARIDAKİLER DIŞINDA KALANLARIN, BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF TÜCCARLAR İLE KAZANCI BASİT USULDE TESPİT EDİLENLERDEN VE DEFTER TUTMAK MEÇBURİYETİNDE OLAN ÇİFTÇİLERDEN SATIN ALDIKLARI EMTİA VEYA ONLARA YAPTIRDIKLARI İŞ BEDELİNİN (01/01/2002 TARİHİNDEN İTİBAREN) 250.000.000 LİRAYI GEÇMESİ VEYA BEDELİ 250.000.000 LİRADAN AZ OLSA DAHİ İSTEMELERİ HALİNDE EMTİAYI SATANIN VEYA İŞİ YAPANIN FATURA VERMESİ MECBURİDİR.

      (3239 SAYILI KANUNUN 136 ‘NCI MADDESİYLE FIKRA KALDIRILMIŞTIR.)

      MADDE 233- (DEĞİŞİK : 23/6/1982-2686/29 MD.)

      BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF TÜCCARLARLA DEFTER TUTMAK MECBURİYETİNDE OLAN ÇİFTÇİLERİN FATURA VERMEK MECBURİYETİNDE OLMADIKLARI SATIŞLARI VE YAPTIKLARI İŞLERİN BEDELLERİ AŞAĞIDAKİ VESİKALARDAN HERHANGİ BİRİ İLE TEVSİK OLUNUR.

      1. PERAKENDE SATIŞ FİŞLERİ,

      2. MAKİNELİ KASALARIN KAYIT RULOLARI;

      3. GİRİŞ VE YOLCU TAŞIMA BİLETLERİ.

      PERAKENDE SATIŞ FİŞİ, MAKİNELİ KASALARIN KAYIT RULOLARI VE BİLETLERDE, İŞLETME VEYA MÜKELLEFİN ADI, DÜZENLEME TARİHİ VE ALINAN PARANIN MİKTARI GÖSTERİLİR.

      PERAKENDE SATIŞ FİŞİ İLE GİRİŞ VE YOLCU TAŞIMA BİLETLERİ SERİ VE SIRA NUMARASI DAHİLİNDE TESELSÜL ETTİRİLİR. BU FİŞ VE BİLETLER KOPYALI İKİ NÜSHA OLARAK TANZİM EDİLİR VE BİR NÜSHASI  MÜŞTERİYE VERİLİR. MAKİNELİ KASA KULLANILIP DA MÜŞTERİYE FİŞ (MAKİNELİ KASANIN ÖNCEKİ FIKRADA BELİRTİLEN MALUMATI İHTİVA EDEN FİŞİ) VERİLMEMESİ HALİNDE, PERAKENDE SATIŞ FİŞİ TANZİMİ VE MÜŞTERİYE VERİLMESİ MECBURİDİR.

      MADDE 235- BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF TÜCCARLAR İLE DEFTER TUTMAK MECBURİYETİNDE OLAN ÇİFTÇİLER GÖTÜRÜ USULE TABİ VEYA VERGİDEN MUAF ÇİFTÇİLERDEN SATIN ALDIKLARI MALLARIN BEDELİNİ ÖDEDİKLERİ SIRADA İKİ NÜSHA MAKBUZ TANZİM ETMEYE VE BUNLARDAN BİRİNİ İMZALAYARAK SATICI ÇİFTÇİYE VERMEYE VE DİĞERİNİ ONA İMZALANARAK ALMAYA MECBURDURLAR. MAL TÜCCAR VEYA ÇİFTÇİ ADINA BİR ADAMI VEYA MUTAVASSIL TARAFINDAN ALINDIĞI TAKDİRDE MAKBUZ BUNLAR TARAFINDAN TANZİM VE İMZA OLUNUR.

ÇİFTÇİDEN AVANS ÜZERİNE YAPILAN MUBAYAALARDA, MAKBUZ, MALIN TESLİMİ SIRASINDA VERİLİR.

MÜSTAHSİL MAKBUZUNUN TÜCCAR VEYA ALICI ÇİFTÇİ NEZDİNDE KALAN NÜSHASI FATURA YERİNE GEÇER.

MÜSTAHSİL MAKBUZUNDA EN AZ AŞAĞIDA YAZILI BİLGİLER BULUNUR:

1. MAKBUZUN TARİHİ;

2. (DEĞİŞİK. 30/12/1980-2365/38 MD.) MALI SATIN ALAN TÜCCAR VEYA ÇİFTÇİNİN SOYADI, ADI, UNVANI VE ADRESİ;

3. MALI SATAN ÇİFTÇİNİN SOYASI, ADI VE İKAMETGAH ADRESİ;

4. SATIN ALINAN MALIN CİNSİ, MİKTARI VE BEDELİ.

BU MADDEDE YAZILI MAKBUZLAR HİÇBİR RESİM VE HARCA TABİ DEĞİLDİR.

2. KONUYLA İLGİLİ KAVRAMLAR VE BUNLARIN BİRBİRİYLE İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ:

YUKARIDA ÖZÜ AÇIKLANAN İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU DİKKATE ALINDIĞINDA İLKİN, “FATURA” VE “VADE FARKI” KAVRAMLARIN ÜZERİNDE DURULMASI VE BU KONUDAKİ DÜZENLEMELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE YARAR VARDIR.

A) FATURA:

HEMEN İFADE ETMEK GEREKİR Kİ: TÜRK TİCARET KANUNU’NDA FATURA TANIMLANMAMIŞTIR. VERGİ USUL KANUNUN 229. MADDESİNDE YER ALAN TANIMLAMA İSE: 1FATURA SATILAN EMTİA VEYA YAPILAN İŞ KARŞILIĞINDA MÜŞTERİNİN BORÇLANDIĞI MEBLAĞI GÖSTERMEK ÜZERE EMTİAYI SATAN VEYA İŞİ YAPAN TÜCCAR TARAFINDAN MÜŞTERİYE VERİLEN TİCARİ BİR VESİKADIR” ŞEKLİNDEDİR.

BÖYLECE FATURA; “TİCARİ SATIŞLARDA SATICI TARAFINDAN ALICIYA VERİLEN VE SATILAN MALIN MİKTARINI, VASIFLARINI ÖLÇÜSÜNÜ FİYATINI VE SAİR HUSUSLARI VEYA İFA EDİLMİŞ HİZMETLERİ GÖSTEREN HESAP PUSULASI OLUP, TİCARİ BİR BELGE NİTELİĞİNDEDİR.” ŞEKLİNDE TANIMLANABİLİR.

TİCARET KANUNUNDA VE VERGİ USUL KANUNUNDA FATURA İLE İLGİLİ BAŞKACA DÜZENLEMELER DE BULUNMAKTADIR.

NİTEKİM, VERGİ USUL KANUNU’NUN 232. MADDESİNDE; FATURA DÜZENLEMESİNİN HANGİ HALLERDE VE KİMLER İÇİN MECBURİ OLDUĞU HUSUSNDA DÜZENLEME YAPILMIŞTIR.

DİĞER TARAFTAN, TÜRK TİCARET KANUNU’NUN 23. MADDESİNİN BİRİNCİ FIKRASINDA; “TİCARİ İŞLETMESİ İCABI BİR MAL SATMIŞ VEYA İMAL ETMİŞ VEYAHUT BİR İŞ GÖRMÜŞ YAHUT BİR MENFAAT TEMİN ETMİŞ OLAN TACİRDEN, DİĞER TARAF KENDİSİNE BİR FATURA VERİLMESİNİ VE BEDELİ ÖDENMİŞ İSE BUNUN DA FATURADA GÖSTERİLMESİNİ İSTEYEBİLİR.” DENİLMEKTE, İKİNCİ FIKRASINDA DA; “BİR FATURAYI ALAN KİMSE, ALDIĞI TARİHTEN İTİBAREN SEKİZ GÜN İÇİNDE MÜNDERECATI HAKKINDA BİR İTİRAZDA BULUNMAMIŞSA MÜNDERECATINI KABUL ETMİŞ SAYILIR.” HÜKMÜ YER ALMAKTADIR.

BU YASAL DÜZENLEMELERDEN ÇIKAN SONUÇ; FATURA DÜZENLEMESİ İÇİN ÖNCELİKLE TARAFLAR ARASINDA AKDİ BİR İLİŞKİNİN BULUNMASININ GEREKLİ OLDUĞU OLGUSUDUR. TİCARİ İŞLETMEYE İLİŞKİN OLARAK VE BELLİ FAALİYETLERDE BULUNMA HALİNDE TACİRLER TARAFINDAN O FAALİYETLE İLGİLİ OLAN KARŞI TARAF ADINA DÜZENLENMESİ GEREKEN TİCARİ BİR BELGE NİTELİĞİNDEKİ FATURA, SÖZLEŞMENİN YAPILMASI İLE İLGİLİ DEĞİL, TARAFLAR ARASINDA YAPILMIŞ BİR SATIM, HİZMET İSTİSNA VE BENZERİ SÖZLEŞMENİN İFA SAFHASI İLE İLGİLİ BİR BELGEDİR. ÖYLE Kİ, TARAFLAR ARASINDA BU TÜR BİR SÖZLEŞME İLİKİSİ YOKSA DÜZENLENEN BELGE FATURA OLMAYIP, OLSA OLSA İCAP MAHİYETİNDE KABUL EDİLEBİLECEK BİR BELGEDİR VE ELBETTE BU BELGEYE İTİRAZ EDİLMEMESİNİN TTK.’NUN 23/2. MADDESİ ANLAMINDA SONUÇ DOĞURMASI DA BEKLENEMEZ.

KISACASI; TTK.’NUN 23. MADDESİNİN 2. FIKRASI UYARINCA GÖNDERİLEN FATURAYA SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ OLUNMAMASI HALİNDE FATURA İÇERİĞİNİN KABUL EDİLMİŞ SAYILMASI İÇİN, FATURAYI DÜZENLEYEN KİŞİNİN AYNI MADDENİN İKİNCİ FIKRASINA GÖRE TİCARİ İŞLETMESİ İCABI MAL SATMIŞ, İMAL ETMİŞ YADA İŞ GÖRMÜŞ BİR TACİR OLMASI GEREKİR. BUNUN DOĞAL SONUCU OLARAK TA; ESNAFIN GÖNDERDİĞİ FATURAYA İTİRAZ OLUNMAMASI FATURA İÇERİĞİNİ KABUL ETME SONUCUNU DOĞURMAZ.

TTK.’NUN 23. MADDESİNİN 2. FIKRASI HÜKMÜ İLE, FATURANIN ÖZELLİKLE TACİRLER ARASINDA İFAYA YÖNELİK BİR İSPAT ARACI OLDUĞU, SÜRESİNDE İTİRAZ EDİLMEMEKLE MÜNDERECATINDAN SAYILAN HUSUSLAR YÖNÜNDEN DÜZENLEYEN LEHİNE, ADINA FATURA DÜZENLENENİN ALEYHİNE, BİR KARİNE GETİRİLMİŞTİR. BU KARİNE FATURANIN İSPAT GÜCÜNE YÖNELİK BİR DÜZENLEMEYİ ORTAYA KOYMAKTADIR.

NE VAR Kİ, FATURA, DÜZENLEYEN ALEYHİNE DELİL OLDUĞU GİBİ, KENDİSİ FATURAYI DÜZENLEMEDİĞİ HALDE TEBLİĞİNDEN İTİBAREN SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ ETMEYEN ALEYHİNE DE DELİL OLABİLECEKTİR.

FATURANIN ADINA TANZİM EDİLEN ALEYHİNE İSPAT VASITASI OLMASI, YANİ FATURAYI ALAN KİŞİNİN FATURA KENDİNDEN SADIR OLMAMAKLA BİRLİKTE ALEYHİNE DELİL TEŞKİL ETMESİ TTK.’NUN 23. MADDESİNİN 2. FIKRASINDA DÜZENLENEN VE YUKARIDA AYRINTISI AÇIKLANAN BU KARİNEDEN KAYNAKLANMAKTADIR.

BUNA GÖRE; FATURA DÜZENLEYEN TACİRİN ALINAN KARİNEDEN YARARLANABİLMESİ İÇİN FATURA TANZİM EDENLE, ADINA FATURA TANZİM EDİLEN ARASINDA AKDİ İLİŞKİ BULUNMASI, FATURANIN AKDİN İFASIYLA İLGİLİ OLARAK DÜZENLENMESİ GEREKİR. FATURA SÖZLEŞMESİNİN KURULMASI SAFHASIYLA İLGİLİ OLMAYIP İFASINA İLİŞKİN OLDUĞUNDAN ÖNCELİKLE TEMEL BİR BORÇ İLİŞKİSİNİN BULUNMASI GEREKİR. TTK.’NUN 2 VE 3. FIKRASINDAKİ KARİNE AKSİ İSPAT EDİLEBİLEN ADİ BİR KARİNEDİR. İKİNCİ FIKRA GEREĞİ SEKİZ GÜN İÇİNDE FATURAYA İTİRAZ EDİLMESİ DURUMUNDA FATURA MÜNDERECATININ DOĞRU OLDUĞUNU FATURAYI DÜZENLEYEN TACİRİN İSPAT ETMESİ GEREKİR.

HEMEN BURADA FATURANIN MÜNDERECATININ (ZORUNLU İÇERİĞİNİN) VE ŞEKİL ŞARTLARININ NE OLDUĞUNUN VE ARDINDAN DA OLAĞAN İÇERİKTEN (MUTAD MÜNDERECATTAN) NE ANLAŞILMASI GEREKTİĞİNİN AÇIKLANMASI YARARLI OLACAKTIR.

SÖZLEŞMENİN İFA SAFHASIYLA İLGİLİ OLARAK DÜZENLENEN FATURANIN ŞEKLİ VE KAPSAMININ NE OLMASI GEREKTİĞİ KONUSUNDA, TÜRK TİCARET KANUNU’NDA ÖZEL BİR HÜKÜM BULNMAMAKTA, ANILAN YASANIN 23. MADDESİNDE NEYİ İFADE ETTİĞİ AÇIKLANMAKSIZIN FTURANIN MÜNDERECATINDAN SÖZ EDİLMEKTEDİR.

FATURNIN ZORUNLU İÇERİĞİ VE ŞEKİL ŞARTLARINA İLİŞKİN AYRINTILI DÜZENLEME VERGİ USUL KANUNU’NDA YER ALMAKTADIR.

VERGİ USUL KANUNUN 230. MADDESİ FATURADA EN AZ BULUNMASI GEREKEN BİLGİLERİ;

1. FATURANIN DÜZENLEME TARİHİ, SERİ VE SIRA NUMARASI;

2. FATURAYI DÜZENLEYENİN ADI, VARSA TİCARET UNVANI, İŞ ADRESİ, BAĞLI OLDUĞU VERGİ DAİRESİ VE HESAP NUMARASI;

3. MÜŞTERİNİN ADI, TİCARET UNVANI, ADRESİ, VARSA VERGİ DAİRESİ VE HESAP NUMARASI;

4. MALIN VEYA İŞİN NEVİ, MİKTARI, FİYATI VE TUTARI;

5. (3239 SAYILI KANUN’UN 19 UNCU MADDESİYLE DEĞİŞEN BENT) SATILAN MALLARIN TESLİM TARİHİ VE İRSALİYE NUMARASI, (MALIN ALICIYA TESLİM EDİLME ÜZERE SATICI TARAFINDAN TAŞINDIĞI VEYA TAŞITTIRDIĞI HALLERDE SATICININ, TESLİM EDİLEN MALIN ALICI TARAFINDAN TAŞINMASI VEYA TAŞITTIRILMASI HALİNDE ALICININ, TAŞINAN VEYA TAŞITTIRILAN MALLAR İÇİN SEVK İRSALİYESİ DÜZENLENMESİ VE TAŞITTA BULUNDURULMASI ŞARTTIR.)

MALIN, BİR MÜKELLEFİN BİRDEN ÇOK İŞ YERLERİ İLE ŞUBELERİ ARADINDA TAŞINDIĞI VEYA SATILMAK ÜZERE BİR KOMİSYONCU VEYA DİĞER BİR ARACIYA GÖNDERİLDİĞİ HALLERDE DE, MALIN GÖNDEREN TARAFINDAN SEVK İRSALİYESİNE BAĞLANMASI GEREKİR. BU BENTTE YAZILI İRSALİYELER HAKKINDA FİYAT VE BEDEL İLE İLGİLİ BİLGİLER HARİÇ OLMAK ÜZERE, BU MADDE HÜKMÜ İLE 231 İNCİ MADDE HÜKMÜ İRSALİYELERDE MALIN NEREYE VE KİME GÖNDERİLDİĞİ AYRICA BELİRTİLİR.

ŞU KADAR Kİ NİHAİ TÜKETİCİLERİN TÜKETİM AMACIYLA PERAKENDE OLARAK SATIN ALDIKLARI MALLARI KENDİLERİNİN TAŞIMASI VEYA TAŞITTIRMASI HALİNDE BU MALLARA AİT FATURA VEYA PERAKENDE SATIŞ FİŞİNİN BULUNMASI ŞARTIYLA SEVK İRSALİYESİ ARANMAZ.)” ŞEKLİNDE SIRALANMIŞTIR.

VERGİ USUL KANUNU’NUN 230. MADDESİ YUKARIDA AÇIKLANDIĞI ÜZERE ASGARİ ZORUNLU UNSURLARI BEŞ MADDE HALİNDE BELİRLEMİŞTİR. MADDE METNİNDEN AÇIKCA ANLAŞILACAĞI GİBİ SAYILAN BU ZORUNLU UNSURLAR AYNI ZAMANDA OLAĞAN (MUTAD) İÇERİĞİN NE OLDUĞU DA ORTAYA KOYMAKTADIR.

BÖYLECE GÖRÜLMEKTEDİR Kİ, FATURA SÖZLEŞMENİN İFA SAFHASIYLA İLGİLİ OLDUĞU İÇİN TTK.’NUN 23/2. MADDESİNE GÖRE SÜRESİNDE İTAİRAZ OLUNMAMAK SURETİYLE KABUL EDİLDİĞİ VARSAYILAN FATURA İÇERİĞİ ANCAK SÖZLEŞMENİN İFA SAFHASIYLA İLGİLİ OLARAK FATURADA YER ALMASI OLAĞAN SAYILAN SATILAN MALIN CİNSİ VEYA YAPILAN İŞİN ADEDİ, TÜRÜ, BEDELİ GİBİ HUSUSLARA İLİŞKİN OLABİLİR. SÖZLEŞMENİN KURULUŞU AŞAMASINDA BAŞTA VAR OLMAYIP, İFA İLE İLGİLİ HUSUSLARDA SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN VE DİĞER TARAFIN DURUMUNU AĞARLAŞTIRAN KAYITLARIN SONRADAN FATURAYA KONULMASI DURUMUNDA -Kİ BUNA MUHATABINCA İTİRAZ EDİLMESİ DAHİ- BU KAYITLARIN FTURANIN ZORUNLU VE OLAĞAN İÇERİĞİNDEN KABUL EDİLMESİ, DÜZENLEMENİN ŞEKLİNE OLDUĞU KADAR AMACINA DA AYKIRI DÜŞECEKTİR.

NİTEKİM, KURULDAKİ TARTIŞMALAR SIRASINDA TTK.’NUN 23/2. MADDESİ HÜKMÜNDEKİ KARİYERİN FATURANIN OLAĞAN İÇERİĞİ (MUTAD MÜNDERECATI) HAKKINDA GEÇERLİ OLMASI GEREKTİĞİ, MUTAD İÇERİĞİN İFA İLE İLGİLİ HUSUSLARLA SINIRLI OLDUĞU KABUL EDİLEREK, FATURAYA SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN VEYA DİĞER TARAFIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRAN KAYILAR KONULDUĞU TAKTİRDE, OLAĞAN (MUTAD) OLMAYAN BU HUSUSLARA FATURAYI ALANIN SÜRESİNCE İTİRAZ ETMEMESİ DURUMUNDA BU KAYITLARLA SORUMLU OLMAYACAĞI BENİMSENMİŞTİR.

BUNA EK OLARAK; FATURAYI ALAN KİŞİNİN TACİR OLMAMASI HALİNDE ÖZELLİKLE TÜKETİCİYİ KORUMA AMACIYLA EKONOMİK YÖNDEN DAHA KUVVETLİ OLAN TACİR (SATICI VS.) KARŞISINDA ALICININ KORUNMASI GEREKTİĞİ; FATURAYA KONULAN VADE FARKI KAYDINA ALICININ SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ ETMEMESİ DURUMUNDA FATURAYI DÜZENLEYEN TACİRİN TTK.’NUN 23/2. MADDESİNDEKİ KARİNEDEN YARARLANAMAYACAĞI, FATURADAKİ VADE FARKI KAYDINA İTİRAZ EDİLMEMESİNİN SONUÇ DOĞURMAYACAĞI DA KABUL EDİLMİŞTİR.

HER NE KADAR GÖRÜŞMELER SIRASINDA VADE FARKININ MALIN BEDELİNE DAHİL OLAN BİR UNSUR OLDUĞU GÖRÜŞÜYLE FATURA KAPSAMI İÇİNDE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKTİĞİ VE BU KAYDI İÇEREN FATURAYA İTİRAZ EDİLMEMESİNİN FATURAYI DÜZENLEYEN TACİR LEHİNE BİR KARİNE YARATACAĞI İLERİ SÜRÜLMÜŞSE DE BU GÖRÜŞE ÇOĞUNLUK, AŞAĞIDA VADE FARKI İLE İLGİLİ AÇIKLAMALARIN ARDINDAN AYRINTISI BELİRTİLECEĞİ ÜZERE SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN VE DİĞER TARAFIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRAN NİTELİKTEKİ VADE FARKININ BAŞTA BELİRLENEN BEDEL KAPSAMINDA DÜŞÜNÜLMEYECEĞİ VEFATURANIN ZORUNLU UNSURLARINDAN VE OLAĞAN İÇERİĞİNDEN SAYILAMAYACAĞI GEREKÇESİYLE KATILMAMIŞTIR.

B) VADE FARKI:

YASAL DÜZENLEMELER KAPSAMINDA TANIMLANMIŞ VE KABUL EDİLMİŞ BİR KAVRAM DEĞİLDİR. SON YILLARDA ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU ENFLASYONİST ORTAM NEDENİYLE YARGI KARARLARI İLE ORTAYA ÇIKMIŞ OLUP, PARA BORCUNUN İFASINDAKİ GECİKMEDEN ZARAR GÖREN ALACAKLIYI KORUMA AMACINI TAŞIMAKTADIR. BU NEDENLE DE GEREK TANIMI GEREK UYGULANMASI KONUSUNDA YARGISAL UYGULAMADA VE DOKRİNDE GÖRÜŞ AYRILIKLARINA KONU OLMAKTADIR. UYGULAMADA GEREK SÖZLEŞMELERLE GEREKSE DE FATURAYA “ALACAĞIN BELLİ BİR ZAMANDA ÖDENMESİ HALİNDE BELLİ BİR ORANDA VADE FARKI ALINACAĞI” KAYDI KONULMAK SURETİYLE HAYATA GEÇİRİLMEKTEDİR.

İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU DA BUNLARDAN FATURAYA “ALACAĞIN BELLİ BİR ZAMANDA  ÖDENMEMESİ HALİNDE BELİRLİ BİR ORANDA VADE FARKI ALACAĞI” KAYDI KONULMASI İLE İLGİLİDİR.

YİNELEMEK GEREKİRSE; VDE FARKININ TANIMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ KONUSUNDA DA GEREK YARGI KARARLARI GEREKSE DOKTRİNDE DEĞİŞİK GÖRÜŞLER ORTAYA KONULMUŞTUR.

KURULCA YAPILAN GÖRÜŞMELERDE VADE FARKI VERESİYE VEYA TAKSİTLE SATIŞLARDA İLK SATIŞ BEDELİNE YANİ SEMEN’E BELİRLİ ORANLARDA YAPILAN İLAVE BAŞKA BİR ANLATIMLA VADE FARKI MAL VE HİZMET SATIM SÖZLEŞMESİNDE KARARLAŞTIRILAN VEYA TİCARİ TEAMÜLLERE GÖRE VADE TARİHİNDEN BAŞLAYARAK FİİLİ ÖDEME TARİHNDEKİ MAL VE HİZMET BEDELİNE EKLEME YAPILMAK SURETİYLE SEMEN’İN ULAŞTIĞI MİKTARI İFADE ETTİĞİ KABUL EDİLMİŞTİR.

BURADA ASIL ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN HUSUS YENİ FİYAT EŞ SÖYLEYİŞLE YENİ BEDEL KABUL EDİLEN VADE FARKININ HUKUKSAL NİTELİĞİ GEREĞİ YUKARIDA ÖZELLİKLERİ AÇIKLANAN FATURA KAPSAMINDA SAYILAN OLAĞAN VE ZORUNLU UNSURLARDAN OLUP, OLMADIĞIDIR.

VADE FARKI BAŞTA SÖZLEŞME İLİŞKİSİ KURULURKEN KARARLAŞTIRILABİLECEĞİ GİBİ BAŞTA KURULMUŞ OLAN SÖZLEŞME ŞARTLARINA EK OLARAK, SONRADAN TARAFLARIN MÜŞTEREK KABULÜ, YÜRÜYEN UYGULAMALAR YA DA GENEL OLARAK PİYASA ALIŞKANLIKLARI NEDENİYLE DE ORTAYA ÇIKABİLİR.

BUNDAN ÇIKAN SONUÇ ŞU OLACAKTIR. VADE FARKININ SÖZLEŞMEDE KARRLAŞTIRILDIĞI YADA SONRADAN SÜREKLİ UYGULAMA NEDENİYLE SÖZLEŞMENİN BİR UNSURU OLARAK KABUL EDİLDİĞİ DURUMDA FATURADA YER ALAN KAYDA AYRICA İHTİYAÇ BULUNMADIĞINDAN ALACAKLININ TALEBİNİ TTK.’NUN 23/2. MADDESİNDEKİ KARİNEYE DEĞİL DOĞRUDAN SÖZLEŞMEYE DAYANDIRMAK HAKKINA SAHİPTİR.

SORUN YAZILI ANLAŞMA OLMAMASI VE SÜREKLİ UYGULAMA BULUNMAMASI HALİNDE SÖZLÜ YAPILAN GEÇERLİ AKİTLERDE VADE FARKININ SADE FATURADA YER ALMASI VE BU KAYDA MUHATABINCA SEKİZ GÜNLÜK YASAL SÜREDE İTİRAZ EDİLMEMESİ DURUMUNDA ORTAYA ÇIKMAKTADIR.

BU NOKTADA HER İKİ KAVRAMIN BİRBİRİ İLE İLİŞKİSİNİ İRDELEMEKTE YARAR VARDIR.

C) KAVRAMLARIN BİRBİRİYLE İLİŞKİSİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ:

YUKARIDA FATURA İLE İLGİLİ AÇIKLAMADA DA AÇIKÇA İFADE EDİLDİĞİ GİBİ; FATURA DÜZENLEYEN TACİRİN TTK.’NUN 23. MADDESİNİN 2. FIKRASINDAKİ KARİNEDEN YARARLANABİLMESİ İÇİN FATURA TANZİM EDENLE, ADINA FATURA TANZİM EDİLEN ARASINDA AKDİ İLİŞKİ BULUNMASI, FATURANIN AKDİN İFASIYLA İLGİLİ OLARAK DÜZENLENMESİ GEREKMEKTEDİR.

FATURA SÖZLEŞMENİN KURULMASI SAFHASIYLA İLGİLİ OLMAYIP İFASINA İLİŞKİN OLDUĞUNDAN ÖNCELİKLE TEMEL BİR BORÇ İLİŞKİSİNİN BULUNMASI GEREKİR. TTK.’NUN 23. MADDESİNİN 2. FIKRASINDAKİ KARİNE AKSİ İSPAT EDİLEBİLEN ADİ BİR KARİNEDİR. TTK.’NUN 23/2. MADDESİ GEREĞİ SEKİZ GÜN İÇİNDE FATURAYA İTİRAZ EDİLMESİ DURUMUNDA FATURA MÜNDERECATININ DOĞRU OLDUĞUNU FATURAYI DÜZENLEYEN TACİRİN İSPAT ETMESİ GEREKİR.

KURULDAKİ TARTIŞMALAR SIRASINDA TTK.’NUN 23/2. MADDESİ HÜKMÜNDEKİ KARİNENİN FATURANIN OLAĞAN İÇERİĞİ (MUTAD MÜNDERECATI) HAKKINDA GEÇERLİ OLMASI GEREKTİĞİ MUTAD İÇERİĞİN İFA İLE İLGİLİ HUSUSLARDA SINIRLI OLDUĞU KABUL EDİLEREK FATURAYA SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN VEYA DİĞER TARAFIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRAN KAYITLAR KONULDUĞU TAKDİRDE OLAĞAN (MUTAD) OLMAYA NBU HUSUSLARA FATURAYI ALANIN SÜRESİNDE İTİRAZ ETMEMESİ DURUMUNDA ANILAN KAYITLARLA SORUMLU OLMAYACAĞI BENİMSENMİŞTİR.

HEMEN BU KARİNEDE YER ALAN FATURA MÜNDERECATINDAN MAKSAT NEDİR? SORUSU AKLA GELMEKTEDİR. ZİRA TÜRK TİCARET KANUNU’NDA FATURA MÜNDERECATININ NE OLDUĞU İLGİLİ BÖLÜMLERDE DE AÇIKLANDIĞI ÜZERE AÇIK OLARAK DÜZENLENMİŞ DEĞİLDİR. BÖYLESİNE ÖNEMLİ BİR KARİNEYE ESAS TEŞKİL EDEN FATURA MÜNDERECATINDAN NEYİN KESİLDİĞİ KONUSUNDAKİ YASAL BOŞLUĞU VERGİ USUL KANUNU’NDAKİ HÜKÜMLER GÖZETİLEREK DOLDURULABİLECEĞİ AÇIKTIR. VERGİ USUL KANUNU’NUN 230. MADDESİNDEKİ TANIMDAN YOLA ÇIKARAK BU SORUNUN ÇÖZÜMÜ, DEVAMLA DA “İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİ KONUSUNU TEŞKİL EDEN VADE FARKI FATURANIN ZORUNLU İÇERİĞİNDEN MİDİR?” SORUSUNUN CEVABINI ARAMAK GEREKİR.

KURULCA; VADE FARKININ MAL VE HİZMET BEDELİNİN ÖDENMESİ GEREKEN GÜNDE ÖDENMEMESİ HALİNDE ALACAĞIN GECİKMESİ NEDENİYLE ULAŞTIĞI MİKTAR YANİ MAL VEYA HİZMETİN YENİ FİYATI OLDUĞU, SONUCUNA VARILMIŞTIR.

BUNUN GEREKÇESİ DE ŞUDUR: YUKARIDA DA AÇIKLANDIĞI ÜZERE FATURA DA OLMAZSA OLMAZ BEŞ UNSUR MEVCUTTUR VE VADE FARKI BU UNSURLAR ARASINDA SAILMAMIŞTIR.

TÜRK TİCARET KANUNU’NUN 23/2. MADDESİNİN FATURANIN OLAĞAN İÇERİĞİ (MUTAD MÜNDERENCATI) HAKKINDA GEÇERLİ OLMASI GEREKTİĞİ VE BUNUN İFA İLGİLİ HUSUSLARLA SINIRLI OLDUĞU UYGULAMADA BASKIN GÖRÜŞ OLARAK KABUL EDİLMEKTEDİR. VADE FARKI İSE İFA AŞAMASI İLE İLGİLİ DEĞİLDİR. BURADA İFA ZAMANINDA İLERİ SÜRÜLSE DAHİ SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN VE DİĞER TARAFIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRAN KAYITLARIN İFA İLE İLGİLİ OLMADIĞI AÇIKTIR.

SONUÇ OLARAK, FATURANIN SÖZLEŞMENİN İFA SAFHASIYLA İLGİLİ OLDUĞU İÇİN TTK.’NUN 23/2. MADDESİNE GÖRE SÜRESİNDE İTİRAZ OLUNMAMAK SURETİYLE KABUL EDİLDİĞİ VARSAYILAN FATURA İÇERİĞİ ANCAK SÖZLEŞMENİN İFA SAFHASIYLA İLGİLİ OLARAKFATURADA YER ALMASI OLAĞAN SAYILAN SATILAN MALIN CİNSİ, VEYA YAPILAN İŞİN ADEDİ, TÜRÜ BEDELİ GİBİ HUSUSLARA İLİŞKİN OLABİLİR. FATURADAKİ GECİKME HALİNDE VADE FARKI ALINACAĞINA İLİŞKİN KAYDA İTİRAZ EDİLMEMESİ, FATURADA YER ALMAKLA BİRLİKTE TARAFLAR ARASINDAKİ SÖZLEŞMEDE DÜZENLENMEMİŞ BİR HUSUSA İLİŞKİN KAYDIN DA KABUL EDİLDİĞİ ANLAMINA GELMEZ. VADE FARKI KAYDININ FATURANIN ZORUNLU İÇERİĞİNDE OLMAYIP, YASAL SÜREDE İTİRAZ EDİLMEDİ DİYE KABUL EDİLMESİNİN AĞIR BİR SONUÇ DOĞURACAĞI; FATURADAKİ VADE FARKI UYGULANIR İBARESİNİN YAZILMASI HALİNDE TTK.NUN 23/1. MADDESİNDEKİ KARİNENİN UYGULAMA ALANI BULMAYACAĞI, ZİRA FATURA SÖZLEŞME OLMADIĞI GİBİ, FATURAYA İTİRAZ EDİLMEMESİNİN DE ONA SÖZLEŞME NİTELİĞİ VERMEYECEĞİ KABUL EDİLMİŞTİR.

VI. SONUÇ:

TARAFLAR ARASINDA YAZILI ŞEKİLDE YAPILMAMIŞ OLMAKLA BİRLİKTE GEÇERLİ SÖZLEŞME İLİŞKİSİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARDA FATURALARA (BEDELİN BELLİ BİR SÜREDE ÖDENMESİ HALİNDE VADE FARKI ÖDENİR.) İBARESİNİN YAZILARAK KARŞI TARAFA TEBLİĞİ VE KARŞI TARAFÇA TTK.’NUN 23/2. MADDESİ UYARINCA SEKİZ  GÜN İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE BU DURUM SADECE FATURA MÜNDERECATININ KESİNLEŞMESİ SONUCUNU DOĞURUP VADE FARKININ DAVALI YANCA KABUL EDİLDİĞİ VE İSTENEBİLECEĞİ ANLAMINA GELMEYECEĞİNE 27.06.2003 TARİHLİ İLK TOPLANTIDA ÜÇTE İKİ ÇOĞUNLUKLA KARAR VERİLDİ.

KARŞIOY

İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU, SÖZLÜ ŞEKİLDE GERÇEKLEŞMİŞ OLAN İLİŞKİYE DAYANILARAK DÜZENLENEN FATURAYA, TTK’NUN 23/2 NCİ MADDESİNE GÖRE, TEBLİĞİ MÜTEAKİP SEKİZ GÜN İÇİNDE İTİRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE FATURADA YER ALAN VADE FARKI UYGULAMASINA DAİR KAYDIN, FATURA MÜNDERECATINDAN SAYILIP, SAYILMAYACAĞI HUSUSU İLE SINIRLANDIRILMIŞTIR.

TTK.’NUN 23/1 NCİ MADDESİNDE TÜCARİ İŞLETMESİ İCABI BİR MAL SATMIŞ VEYA İMAL ETMİŞ VEYAHUT BİR İŞ GÖRMÜŞ YAHUT MENFAAT TEMİN ETMİŞ OLAN TACİRDEN DİĞER TARAF KENDİSİNE BİR FATURA VERİLMESİNİ VE BEDELİ ÖDENMİŞ İSE, BUNUN DA FATURADA GÖSTERİLMESİNİİSTEYEBİLECEĞİ DÜZENLENMİŞ, FATURANIN TARİHİNİ YAPAN 213 SAYILI V.U.K.’NUN 229 NCU MADDESİNDE DE “FATURA, SATILAN EMTİA VEYA YAPILAN İŞ KARŞILIĞINDA MÜŞTERİNİN BORÇLANDIĞI MEBLAĞI GÖSTERMEK ÜZERE EMTİAYI SATAN VEYA İŞİ YAPAN TÜCCAR TARAFINDAN MÜŞTERİYE VERİLEN TİCARİ VESİKADIR” DENİLMİŞ, AYNI YASANIN 232 NCİ MADDESİNDE İSE, FATURA KULLANMA ZORUNLULUĞU DÜZENLENMİŞ BULUNMAKTADIR. BU YASAL DÜZENLEMELERDEN FATURANIN ANCAK BİR TİCARİ İŞLETMEYE İLİŞKİN OLARAK VE BELLİ FALİYETLERDE BULUNMA HALİNDE TACİRLER TARAFINDAN O FALİYETLE İLGİLİ OLAN KARŞI TARAF ADINA TANZİMİ GEREKEN, TİCARİ BİR BELGE OLDUĞU AÇIKTIR.

TTK.’NUN 23/2 NCİ MADDESİ “BİR FATURAYI ALAN KİMSE FATURAYI ALDIĞI TARİHTEN İTİBAREN SEKİZ GÜN İÇİNDE MÜNDERECATI HAKKINDA BİR İTİRAZDA BULUNMAMIŞSA, MÜNDERECATINI KABUL ETMİŞ SAYILIR” HÜKMÜ İLE FATURANIN ÖZELLİKLE TACİRLER ARASINDA BİR İSPAT VASITASI OLDUĞU VE SÜRESİNDE İTİRAZ EDİLMEMEKLEEDİLMEMEKLE MÜNDERECATINDAN SAYILAN HUSUSLAR YÖNÜNDEN DÜZENLEYENİN LEHİNE, ADINA FATURA DÜZENLENEN KİMSENİN ALEYHİNE BİR KARİNE OLUŞTUĞU KABUL EDİLMİŞ BULUNMAKTADIR.

15. HUKUK DAİRESİ İLE 11 VE 19 NCU HUKUK DAİRELERİ ARASINDAKİ İÇTİHAT AYKIRILIĞI, VADE FARKININ FATURA MÜNDERECATİNDAN SAYILIP, SAYILMAYACAĞI NOKTASINDA OLUP, 15. HUKUK DAİRESİ BU HUSUSU FATURA MÜNDERECATINDAN SAYMAZKEN, 11 VE 19 NCU HUKUK DAİRESİ VADE FARKINI HUKUKİ NİTELİĞİ İTİBARİYLE FATURA MÜNDERECATINDAN SAYMAKLA VE TTK.’NUN 23/2 MADDESİ KAPSAMINDA KALDIĞINI KABUL ETMEKTEDİR. BU DURUMDA HALLİ GEREKEN İLK HUSUS, FATURANIN UNSURLARININ NELERDEN İBARET OLDUĞU VE MÜNDERECATINDAN NEYİN ANLAŞILMASI GEREKTİĞİNİN AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMASIDIR.

T.TİCARET KANUNU FATURADA BULUNMASI GEREKEN ZORUNLU UNSURLARI GÖSTERİLMEMİŞ İSE DE, V.U.K.’NUN 230 NCU MADDESİNDE ASGARİ ZORUNLU UNSURLAR BEŞ BENT HALİNDE SIRALANMIŞ OLUP, BUNLARIN ARASINDA VADE FARKINDAN BAHSEDİLMEMİŞTİR. ANCAK, 4 NCÜ BENTTE MALIN FİYATI DA YER ALMIŞ, BÖYLECE FİYATIN FATURADA ZORUNLU BİR UNSUR OLDUĞU YASAL DÜZENLEME İLE İFADE EDİLMİŞTİR. ÖTE YANDAN, TTK.NUN 23/1 NCİ MADDESİNDE BEDEL ÖDENMİŞ İSE, BUNUNDA FATURA DA GÖSTERİLECEĞİNDEN BAHSEDİLMEK SURETİYLE TTK. YÖNÜNDEN DE FİYATIN FATURADA YER ALMASI GEREKTİĞİ VURGULANMIŞTIR. ESASEN, BU YÖNDE NE UYGULAMADA VE NE DE DOKTRİNDE FARKLI BİR YAKLAŞIM DA YOKTUR. O HALDE, FİYATIN FATURADA YER ALMASI GEREKEN ASLİ VE ZORUNLU BİR UNSUR OLDUĞU ŞÜPHESİZ BULUNMAMAKTADIR. BU AŞAMADA FİYAT KAVRAMININ HUKUKİ TAVSİFİ ÜZERİNDE DURMAK GEREKİR. İTTİFAKLA KABUL EDİLDİĞİ GİBİ FİYAT, BİR DEĞER İLE PARA BİRİMİ ARASINDA İLİŞKİDİR. BİR BAŞKA İFADEYLE, ALIM SATIM, VEYA GÖRÜLEN BAŞKA BİR İŞ VEYA İMALAT VE YAHUT DA BİR MENFAAT TEMİNİ BAKIMINDAN BİR ŞEYİN PARA OLARAK DEĞERİNİ İFADE EDER. FİYATLA ÇOK YAKIN İLİŞKİSİ OLAN, HATTA İÇ İÇE BULUNAN VADE FARKININ HUKUKİ NİTELİĞİ İSE, UYGULAMA VE DOKTRİNDE FARKLI GÖRÜŞLERİN OLUŞMASINA NEDNE OLMUŞ, BU KAVRAMIN ANA PARA FAİZİ Mİ, TEMERRÜT FAİZİ Mİ, CEZAİ ŞART MI, GECİKME ZAMMI MI YOKSA MALIN BEDELİNE EKLENEN BİR ÖĞE, UNSUR MU OLDUĞU TARTIŞMA KONUSU YAPILMIŞTIR.

ANCAK, VADE FARKINI ÖZELLİKLE TACİRLER ARASINDAKİ İLİŞKİLERDE, SÜRESİNDE ÖDENMEYEN MAL VE HİZMET BEDELİ DOLAYISIYLA, ALICININ FAİZ DIŞINDA ÖDEMEK ZORUNDA KALDIĞI VE SÖZLÜ AKDİN İNİKADI SIRASINDA TARAFLARCA KARARLAŞTIRILMIŞ EK BİR MİKTAR OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKİR. KALDI Kİ, İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KAPSAMI DIŞINDA KALDIĞI BÜYÜK KURULCA KARARLAŞTIRILAN, TARAFLAR ARASINDA BU KONUDA SÖZLEŞME BULUNAN VEYAHUT BU KONUDA TEAMÜL OLDUĞU BELİRLENEN HALLERDE VADE FARKININ BEDELE (FİYATA) DAHİL OLDUĞU HUSUSLARI ÇEKİŞMESİZDİR.

BU İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KONUSUNU TEŞKİL EDEN TARAFLAR ARASINDAKİ AKDİN SÖZLÜ OLARAK GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLMASI, HALİNDE İSE, AKTİN ESASLI UNSURU OLAN SEMENİ (FİYATI) TARAFLARIN NASIL KARARLAŞTIRMIŞ OLDUĞUNU ANCAK KENDİLERİ BİLEBİLİRLER. ÜCRETE HAK KAZANAN TACİR FATURAYI DÜZENLERKEN, SEMENİN BELİRLENEN BİR SÜREDEN SONRA ÖDENMESİ HALİNDE GÜNLÜK VEYA BİR BAŞKA SURETTE Kİ GECİKLEME ÖDEME HALİNDE, SEMENİN %1, %5’İ GİBİ BİR ORANLA EK BİR ÖDEME YAPILACAĞINI FATURAYA KAYDETMİŞ VE FATURAYI TEBELLÜĞ EDEN DE SEKİZ GÜN İÇİNDE BU KAYDA KARŞI ÇIKMAMIŞ İSE, TARAFLARIN SÖZLEŞMEYİ YAPARKEN DAHA BAŞLANGIÇTA SEMENİ BU ŞEKİLDE KARARLAŞTIRDIKLARININ, BİR BAŞKA İFADEYLE VADE FARKI UYGULANMASINI GEREKTİREN HALİN OLUŞMASI DURUMUNDA, FİYATI İLERDEKİ ÖDEME DURUMUNA GÖRE TARAFLARIN DEĞİŞİR ŞEKİLDE KARARLAŞTIRMIŞ OLDUKLARININ KABULÜ İLE VADE FARKININ FİYATIN EKİ, BİR UNSURU VE HATTA FİYATTAN SAYILMASI GEREKTİĞİNDE DURAKSAMA GÖSTERMEMEK GEREKİR. BU DURUMDA DA ZORUNLU BİR UNSUR OLARAK FATURADA YER ALMASI GEREKEN VE FATURA MÜNDERECATINDAN OLAN FİYATLA BÜTÜNLEŞEN VE FİYATTAN SAYILAN VADE FARKININ DA FATURAYA KAYDEDİLMESİ MÜMKÜN VE FATURA MÜNDERECATI KAPSAMINDA KALAN BİR KAYIT OLDUĞU BENİMSENİP, TTK.’NUN 23/2 NCİ MADDESİNİN VADE FARKINA YÖNELİK OLARAK DA FATURAYI DÜZENLEYEN TACİR LEHİNE BİR KARİNE YARATACAĞI KABUL EDİLMESİDİR. BÖYLE BİR DURUMDA OLUŞAN BU KARİNENİN AKSİNİN İSPAT KÜLFETİ BÖYLE BİR FATURAYI ALIP DA SÜRESİNDE İTİRAZ ETMEYEN DİĞER TARAFA AİT OLMALIDIR.

YUKARIDA AYRINTALARI İLE BELİRLENEN YASAL VE BİLİMSEL ESASLARA AYKIRI, YARGITAY’IN TİCARİ İLİŞKİLERDEN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLARI ÇÖZMEKLE GÖREVLİ 11 VE 19 NCU HUKUK DAİRELERİ’NİN KÖKLEŞMİŞ VE UYGULAMA İLE DOKTRİNDE BENİMSENMİŞ İÇTİHATLARINA TERS DÜŞEN, YASAL DAYANAKTAN YOKSUN SAYIN ÇOĞUNLUK GÖRÜŞÜNE İŞTİRAK ETMİYOR VE KARŞI OY KULLANMIŞ BULUNUYORUZ.

IŞIL ULAŞ

11. H.D BAŞKANI

YURDAER ÖZDİLEK

11. H.D. ÜYESİ

YILMAZ DERME

11. H.D. ÜYESİ

AHMET ÖZGAN

11. H.D. ÜYESİ

MEHMET KILIÇ

11. H.D. ÜYESİ

CUMALİ DEMİRKAYA

11. H.D. ÜYESİ

KARŞIOY

 

VADE FARKININ YASAL DAYANAĞI

VADE FARKI ÖZELLİKLE YKSEK ENFLASYONUN YAŞANDIĞI EKONOMİK KONJEKTÜRDE, SATICININ (ALACAKLININ) ENFLASYONUN YIKICI ETKİLERİNDEN KORUNMASI AMACIYLA UYGULANMAYA GİRMİŞ HUKUKİ BİR ENSTRÜMAN OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMIŞTIR.

VADE FARKININ YASAL DAYANAĞINI BK.’NUN 182/2. VE 210/1. MADDELERİNDE BULABİLİRİZ. BK.’NUN 182/2. MADDESİNE GÖRE “AKSİNE …. SÖZLEŞME YOKSA SATICI İLE ALICI, BORÇLARI AYNI ZAMANDA İFA ETMEKLE MÜKELLEFTİR.” BK.’NUN 210/1. MADDESİNE GÖRE “AKSİNE BİR SÖZLEŞME MEVCUT DEĞİLSE SATILAN ŞEY ALICININ YEDİNE GİRİNCE SEMENE MÜSTEHAK OLUR. HER İKİ HÜKÜMDE DE AKDİN KURULUŞUNDAN SONRA TARAFLARIN BORÇLARINI AYNI ZAMANDA İFA ETMEK ZORUNDA OLDUKLARI ANCAK, AKSİNE SÖZLEŞME YAPILABİLECEĞİ BELİRTİLMİŞTİR. SATIŞ BEDELİNİN BELLİ BİR SÜRE SONRA ÖDENECEĞİ VE ÖDENMEYEN ALACAK İÇİN İÇİN VADE FARKI UYGULANACAĞI KARARLAŞTIRILMIŞSA, VADE FARKI, SATIŞ BEDELİ İLE ÖDEME YAPILACAK TARH ARASINDAKİ BEDEL FARKINI İFADE ETMEKTEDİR.

VADE FARKININ KOŞULLARI:

VADE FARKI İSTENEBİLMESİ İÇİN TARAFLAR ARASINDA BU KONUDA BİR SÖZLEŞME BULUNMASI VEYA TARAFLAR ARASINDA VADE FARKINA İLİŞKİN UYGULAMANIN BENİMSENMİŞ OLMASI GEREKİR.

VADE FARKI İSTENEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ BU İKİ KOŞUL YÖNÜNDEN YARGITAY HUKUK DAİRELERİ ARADINDA GÖRÜŞ AYRILIĞI BULUNMAMAKTADIR.

ANCAK, UYGULAMADA VADE FARKI TALEP ETME YOLLARINDAN BİRİ DE BU HUSUSU, DÜZENLENEN FATURAYA KAYDETMEK VE FATURAYA İTİRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE TTK.’NUN 23/2’DEKİ KARİNEDEN YARARLANMAK SURETİYLE BU KAYDA DAYANARAK VADE FARKI İSTEMEKTİR.

DÜZENLENEN FATURADA SÜRESİNDE ÖDEME YAPILMAMASI HALİNDE VADE FARKI ALINACAĞINA DAİR BİR KAYDIN BULUNMASI VE BU KAYDA DAVALININ TTK.’NUN 23/2. MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN SÜREDE İTİRAZ ETMEMESİ DURUMUNDA VADE FARKI İSTENEBİLECEK MİDİR?

TTK.’NUN 23/2. MADDESİNDE, BİR FATURAYI ALAN KİMSENİN ALDIĞI TARİHTEN İTİBAREN SEKİZ GÜN İÇİNDE MÜNDERECATI HAKKINDA BİR İTİRAZDA BULUNMAMASI HALİNDE MÜNDERECATINI KABUL ETMİŞ SAYILACAĞI ÖNGÖRÜLMÜŞTÜR. ANCAK, VADE FARKI KAYDININ BU KARİNEDEN YARARLANABİLMESİ İÇİN FATURA MÜNDERECATINDAN SAYILMASI GEREKİR.

YARGITAY HUKUK DAİRELERİ ARASINDA VADE FARKI ALACAĞINA İLİŞKİN KAYDIN FATURA MÜNDERECATINDAN SAYILIP SAYILMAYACAĞI HUSUSUNDA GÖRÜŞ AYRILIĞI MEVCUT OLDUGUNDAN BU GÖRÜŞ İYRILIĞI İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNİN KONUSUNU OLUŞTURMAKTADIR.

BU NEDENLE ÖNCELİKLE FATURA KAVRAMI VE FATURADA YER ALMASI GEREKEN KAYITLAR ÜZERİNDE DURMAK GEREKİR.

FATURA KAVRAMI VE FATURADA BULUNMASI GEREKEN KAYITLAR:

FATURA, SATILAN EMTİA VEYA YAPILAN İŞ KARŞILIĞINDA MÜŞTERİNİN BORÇLANDIĞI MEBLAĞI GÖSTERMEK ÜZERE, EMTİAYI SATAN VEYA İŞİ YAPAN TACİR TARAFINDAN MÜŞTERİYE VERİLEN TİCARİ BİR VESİKADIR.

FATURADA YER ALMASI GEREKEN KAYITLAR VUK.’NUN 230. MADDESİNDE SAYILMIŞTIR.

1- FATURANIN DÜZENLENME TARİHİ, SERİ VE SIRA NUMARASI,

2- FATURAYI DÜZENLEYENİN ADI, VARSA TİCARET UNVANI, İŞ ADRESİ, BAĞLI OLDUĞU VERGİ DAİRESİ VE HESAP NUMARASI,

3- MÜŞTERİNİN ADI, TİCARET UNVANI, ADRESİ, VARSA VERGİ DAİRESİ VE HESAP NUMARASI,

4- MALIN VEYA İŞİN, NEVİ, MİKTARI, FİYATI VE TUTARI,

5- SATILAN MALLARIN TESLİM TARİHİ VE İRSALİYE NUMARASI,

VADE FARKI, FATURADA YER ALMASI GEREKEN ZORUNLU KAYITLAR ARASINDA DEĞİLDİR. PROF. DR. OĞUZ KÜRŞAT ÜNAL “VADE FARKININ FATURA MÜNDERECATINDAN OLDUĞUNU, ZİRA FATURA MÜNDERECATININ SADECE ZORUNLU UNSURLARI DEĞİL YAZILMASI MUTAD (OLAĞAN) OLAN KAYITLARI DA KAPSAYABİLECEĞİNİ, VADE FARKININ FATURAYA YAZILMASININ OLAĞAN SAYILMASI GEREKTİĞİNİ” KABUL ETMİŞTİR. (FATURA VE İSPAT KUVVETİ S.51-52)

PROF DR. KARAYALÇIN “VADE FARKI KONUSUNDA SÖZLEŞMEDE HÜKÜM BULUNMAMASI HALİNDE VADE FARKINI İÇEREN FATURAYA İTİRAZ EDİLMEMESİ DURUMUNDA VADE FARKININ SÖZLEŞMESİNİN BİR UNSURU HALİNE GELDİĞİNİ” KABUL ETMEKTEDİR. (SEMPOZYUM S.108).

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

SONUÇ OLARAK: VADE FARKI FAİZ NİTELİĞİNDE OLMAYIP, BUNUNLA BİR MALIN BEDELİNİN ÖDENECEĞİ TARİHTEKİ DEĞERİ BELİRLENMEK İSTENMEKTEDİR. YANİ MALIN BEDELİNİN ÖDENECEĞİ TARİHTEKİ DEĞERİNİ İFADE ETMEKTEDİR.

VUK.’NUN 230. MADDESİNDE “MALIN FİYATI VE TUTARI” FATURADA YER ALMASI GEREKEN ZORUNLU UNSURLAR ARASINDA SAYILDIĞINDAN, VADE FARKI MALIN BEDELİNİN ÖDENECEĞİ TARİHTEKİ DEĞERİNİ BELİRLEYEN BİR UNSUR OLDUĞUNDAN FATURA MÜNDERECATINDAN SAYILIR. BU NEDENLE VADE FARKI YER ALAN FATURALARA İTİRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE VADE FARKI TALEP HAKKI DOĞAR.

FATURADA YER ALAN VADE FARKI UYGULANACAĞINA İLİŞKİN KAYIT SÖZLEŞME ŞARTLARINI DEĞİŞTİRMEYE YÖNELİK BİR İCAP OLARAK DA KABUL EDİLEBİLİR. NİTEKİM, PROF.DR.Y. KARAYALÇIN, PROF.DR.E. HIRŞ, DOÇ.DR. A. BATTAL TARAFINDAN DA SAVUNULAN BU GÖRÜŞE GÖRE, FATURAYI ALAN, TTK.’NUN 23/3. MADDESİNDEKİ SEKİZ GÜNLÜK SÜREDE İTİRAZ ETMEMESİ HALİNDE FATURA DÜZENLEYENİN İCABINI ZIMMEN KABUL ETMİŞ SAYILIR.

AÇIKLANAN NEDENLERLE, TARAFLAR ARASINDA YAZILI BİR SÖZLEŞME BULUNMAMASI VE FATURADA YER ALAN VADE FARKI ALINACAĞINA İLİŞKİN KAYDA TTK.’NUN 23 MADDESİNDE ÖNGÖRÜLEN SEKİZ GÜNLÜK SÜREDE İTİRAZ EDİLEMESİ HALİNDE, VADE FARKI İSTENEBİLECEĞİ GÖRÜŞÜNDE OLDUĞUMUZDAN SAYIN ÇOĞUNLUĞUN AKSİ YÖNDE OLUŞAN KARARINA KATILAMIYORUZ.

COŞKUN KOÇAK

19.H.D.BAŞKANI

ŞÜKRÜ SARAÇ

19.H.D.ÜYESİ

Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun

GAYRİMENKUL KİRALARI HAKKINDA KANUN

    Kanun Numarası: 6570

    Kabul Tarihi: 18/05/1955

    Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 27/05/1955

    Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 9013

    Madde 1 – Belediye teşkilatı olan yerlerle, iskele, liman ve istasyonlardaki gayrimenkullerin (Musakkaf olmıyanları hariç) kiralanmalarında kiralıyanla kiracı arasındaki hukuki münasebetlerde bu kanun ile Borçlar Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri tatbik olunur.

    Mabetler kiraya verilemez ve ibadethane haricinde hiçbir iş için de kullanılamaz.

    Madde 2 (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 26/03/1963 tarih ve E. 1963/3, K. 1963/67 sayılı kararı ile.)

    Madde 3 – (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 26/03/1963 tarih ve E. 1963/3, K. 1963/67 sayılı kararı ile.)

    Madde 4 – Mobilyalı olarak kiraya verilen gayrimenkulerin, bu kanuna göre taayyün eden yıllık kira bellerine mobilya için belediye encümenlerince takdir edilen kıymetin yüzde yirmisinden fazla zam yapılamaz. Şu kadar ki bu suretle zam olunacak miktar kira bedelinin yıllık tutarını geçemez.

    Kira müddetinin hitamından bir ay evvel yazı ile haber vermek şartiyle kiralayan mobilyalarını kısmen veya tamamen geri alabilir. Bu takdirde mobilyalar için yapılan zam nispetinde kiradan indirme yapılır.

    Madde 5 – Kaloriferli gayrimenkullerde mahrukat fiyatlarındaki değişikliklerin kira bedellerine inikası nispeti hükümetçe tesbit ve ilan olunur.

    Madde 6 – Kısmen mesken olarak kısmen de meskenden gayrı bir şekilde kullanılmak üzere kiralanmış bulunan veya tamamen mesken olarak kullanılmak üzere kiralanmış iken fiilen meskenden gayrı surette kullanılan gayrimenkullerin kira bedelleri zam bakımından mesken olmayan yerlere ait hükümlere tabidir.

    Madde 7 – Kira şartlarına ve Borçlar Kanununun bu kanuna aykırı olmayan hükümlerine riayet edilse bile aşağıdaki yazılı hallerde kiralayan

    a) Kiracı tarafından gayrimenkulün tahliye edileceği yazı ile bildirilmiş olmasına rağmen tahliye edilmezse icra dairesine müracaatla tahliye istiyebileceği gibi,

    b) Gayrimenkulü kendisi veya eşi veya çocukları için mesken olarak kullanma ihtiyacında kalırsa kira akdinin hitamında,

    c) Gayrimenkulü kendisinin veya eşinin veya çocuklarının bir meslek veya sanatı bizzat icra etmesi için kullanma ihtiyacında ise kira akdinin hitamında,

    ç) Gayrimenkulü yeniden inşa veya imar maksadiyle esaslı bir surette tamir, tevsi veya tadil için ve ameliye esnasında içinde ikamet veya iştigal mümkün olmadığı fennen anlaşıldığı takdirde kira akdinin hitamında,

    d) Gayrimenkulü Medeni Kanun hükümlerine göre iktisabeden kimse kendisi veya eşi veya çocukları için tamamen veya kısmen mesken olarak ve yine kendisi veya eşi veya çocukları için bir meslek veya sanatın bizzat icrası maksadiyle iş yeri olarak kullanma ihtiyacında ise iktisap tarihinden itibaren bir ay zarfında kiracıyı keyfiyetten ihtarname ile haberdar etmek şartiyle altı ay sonra,

    e) Kira bedelini vaktinde ödememelerinden dolayı haklı olarak bir yıl içinde kendilerine iki defa yazılı ihtar yapılan kiracılar aleyhine, ayrıca ihtara hacet kalmaksızın, kira müddettinin hitamında,

    Tahliye davası açabilirler.

    Aynı şehir veya belediye hudutları içinde kendisinin veya birlikte yaşadığı eşinin uhdesinde kayıtlı oturabileceği meskeni bulunan kimse, kirada oturduğu yeri, malikin isteği üzerine tahliye etmeye mecburdur.

    Madde 8 – Bu kanunla Borçlar Kanununda gösterilen haller dışındaki sebeplerle açılacak tahliye davaları, mukavelelerde aksine şart bulunsa dahi mesmu olmaz.

    Madde 9 – Kira mukavelelerinde; bu Kanunun kira bedellerinin tayinine mütaalik hususlar müstesna kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.

    Madde 10 – (Mülga madde: 30/04/1973 – 1711/3 md.)

    Madde 11 – Kiracı kira müddetinin bitmesinden en az on beş gün evvel mecuru tahliye edeceğini yazı ile bildirmediği takdirde sözleşme aynı şartlarla bir yıl uzatılmış sayılır.

    Madde 12 – Kiracı, mukavelede hilafına sarahat olmadıkça, kiralanan yeri kısmen veya tamamen başkasına kiralayamaz yahut istifade hakkını veya mukavelesini başkasına devredemez veyahut kendisi gayrimenkulü bırakmış olduğu halde hiç bir sebeple bu yeri kısmen veya tamamen başkalarına işgal ettiremez.

    Kira akdinin esas gayesi itibariyle başkalarına kiralanması lazım ve mütat olan (Otel, pansiyon, talebe yurdu ve benzerleri) gayrimenkuller bütün gayrimenkulün devri veya kiralanması hali müstesna olmak üzere yukardaki fıkra hükmüne tabi değildir.

    Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne riayet etmeyerek bir gayrimenkule kiracı veya devir alan sıfatiyle girenler veya bu gayrimenkulü işgal edenler hakkında hiç bir ihtara hacet kalmaksızın sulh mahkemelerinde tahliye davası açılabilir.

    Fuzuli şagiller hakkında 5917 sayılı kanun hükümlerinin tatbikı da istenebilir.

    Madde 13 – Kira mukavelelerinin ve Borçlar Kanununun bu kanuna mugayir olmayan vecibelerine kiracılar veya ortaklariyle sanat, meslek ve ihtısasları dolayısiyle aynı meslek veya sanatı idame ettirecek olan mirasçıları ve meskenlerde ölen kiracı ile birlikte ikamet edenler tarafından tamamen riayet edildiği müddetçe bu kanunun yürürlükten kaldırılmasından üç ay sonraya kadar aleyhlerine tahliye davası açılamaz.

    Madde 14 – 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanununa tabi olarak kiraya verilen gayrimenkuller hakkında da bu kanun hükümleri tatbik olunur.

    Madde 15 – Kiralayan 7 nci maddenin b, c, d bentlerinde yazılı sebeplerden dolayı tahliye ettirdiği gayrimenkulü mücbir sebep olmaksızın üç sene müddetle eski kiracısından başkasına kiralayamaz.

    ç fıkrasına göre tahliye edilen gayrimenkuller eski hali ile, mücbir sebepler olmadıkça üç sene müddetle başkasına kiraya verilemez.

    ç fıkrasına istinaden tahliye edildikten sonra imar planına göre yeniden inşa veya esaslı şekilde tadil veya tevsi edilen gayrimenkullerin yeni hali ile ve yeni kira bedeli ile bir mesken veya bir ticarethane yerini eski kiracının kiralamağa tercih hakkı vardır. Bu hakkın, kiralayanın, yapacağı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde kullanılması şarttır.

    Bu maddeye göre tercih hakkı bertaraf edilmedikçe, gayrimenkul üç yıl müddetle başkasına kiralanamaz.

    Madde 16 – Hava parası olarak veyahut her ne nam ve suretle olursa olsun bu kanuna göre taayyün eden kira bedelinden fazla para alanlar, bunlar namına hareket edenler veya bunlara tavassut edenlere 15 inci madde hükmüne aykırı hareket edenler hakkında altı aydan bir seneye kadar hapis ve üç yıllık kira bedeli tutarınca adli para cezası hükmolunur. Mükerrirler hakkında bu cezalar bir misli artırılır.

    Madde 17 – Milli Korunma Kanununun 30 uncu maddesi ile 56 ncı maddesinin VII nci bendi ve bu maddeleri tadil veya ilga eden kanunlar yürürlükten kaldırılmıştır.

    Madde 18 – Bu kanun 01/06/1955 tarihinden itibaren mer’idir.

    Madde 19 – Bu kanunu icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

    Ek Madde 1 – (Ek madde: 23/01/1998 – 4331/1 md.)

    Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, fırtına, taşkın, sel gibi tabii afetler nedeniyle zarar gören mülkiyeti veya idaresi Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait vakıf taşınmazların onarım veya restorasyonunu müteakip bir defaya mahsus olmak üzere afet öncesi kiracılarına Devlet İhale Kanunu hükümleri uygulanmaksızın Vakıflar Genel Müdürlüğünce tespit edilen rayiç kira bedeli ile kiracılık hakkı tanınabilir.

    Muvakkat Madde 1 – Bu kanunun kira bedeline mütaallik hükümleri:

    a) Milli Korunma Kanununa tabi olan gayrimenkuller için 01/06/1955 tarihinden,

    b) Milli Korunma Kanununa tabi olmayıp da serbest kira ile kiralanmış olan ve kira akitleri gayrı muayyen müddete inkilabetmiş bulunan gayrimenkullerin kira bedelleri bu kanunun mer’iyete vazından itibaren geçecek altıncı ayı takibeden ay başından,

    c) Milli Korunma Kanununa tabi olmaksızın, serbest kira ile kiralanmakta olup da mukavele müddetleri muayyen olan gayrimenkullerde kira akitlerinin hitamından itibaren,

    ç) (Değişik bent: 09/01/1956 – 6634/1 md.) C fıkrasında yazılı gayrimenkullerden bir yıldan fazla müddetle mukaveleye bağlanmış olup da bu kanunun mer’iyete girdiği tarihte bir seneden fazla müddeti bulunanlar için 01/06/1956 tarihinden itibaren mer’idir.

    Bu kanuna göre kiraya zam yapılması icap ettiği hallerde yapılacak zam nispetlerinden aşağı nispette zam yapılacağını veya hiç zam yapılmıyacağını kiralayan, kanunun mer’iyete girmesinden itibaren bir ay içinde yazı ile tebliğ etmediği taktirde mevzuubahis zamlar bu kanunun meri’yete girdiği tarihten bir ay sonra ve yukarıdaki tarihlerden başlamak üzere uygulanır. Bu takdirde kiracı bir aylık müddetin sonundan başlıyarak bir ay içinde mukavelenin feshini ihbar edebilir ve bu ihbardan itibaren iki ay içinde gayrimenkulü tahliyeye mecburdur. Tahliyeye kadar geçen müddetin kirası zammı ile birlikte ödenir.

    Muvakkat Madde 2 – Bu kanunun 7 nci maddesinde yazılı tahliye davaları bakımından:

    a) Milli Korunma Kanununa tabi olan gayrimenkullerin kira mukaveleleri 31/05/1955 tarihinde,

    b) Milli Korunma Kanununa tabi olmayıp da serbest kira ile kiralanmakta olan ve kira mukaveleleri gayri muayyen müddete inkilabetmiş bulunan gayrimenkullerin kira mukaveleleri ise bu kanunun mer’iyete vazı tarihinden itibaren geçecek altıncı ayın sonunda hitama ermiş addolunur.

    Bu tarihlerden itibaren bir ay zarfında dava açılmadığı takdirde mukavelelerin hitam müddetleri beklenmesi zaruridir.

    Geçici Madde 3 – T.C. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (BAĞ – KUR), Türkiye Kızılay Derneği, Türk Hava Kurumu, Darülaceze Müdürlüğü, Darüşşafaka Cemiyeti ve bağlısı vakıflar, mazbut ve mülhak vakıflar ile Vakıflar Genel Müdürlüğü, Verem Savaş ve Kanserle Savaş dernekleri adına kayıtlı veya bunların kamu kuruluşları veya kamu yararına çalışan derneklerle müştereken sahip bulundukları gayrimenkullere (vasiyet edilenler dahil) ilişkin kira sözleşmeleri bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay sonra sona erer.

    Bu süre içinde yukarıdaki Kurumlar veya bunların kira işlerini yürüten iştiraklerince rayiç veya emsal bedele uygun olarak yeni kira bedeli ve şartlar tespit edilerek kiracıya tebliğ edilir. Eski kiracının birinci fıkrada belirtilen altı ayı takip eden 30 gün içinde yeni kira bedeli ve şartlar üzerinden kira sözleşmesi yapmaya hakkı vardır.

    (Değişik fıkra: 30/05/1984 – 3012/1 md.) Teklif edilen yeni bedele, kiralayan ve kiracılarca sulh hukuk mahkemeleri nezdinde itiraz olunabilir. 30 günlük süre içinde itiraz ve rüçhan hakkını kullanmayan ve gayrimenkulü tahliye etmeyenlerin, tahliyeleri icra memurluğundan istenir.

    Geçici Madde 4 – Belediyeler ve Özel İdareler ile Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü adına kayıtlı veya bunların kamu kuruluşları veya kamu yararına çalışan derneklerle müştereken sahip bulundukları gayrimenkullere (vasiyet edilenler dahil) ilişkin kira sözleşmeleri bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay sonra sona erer.

    Bu süre içinde yukarıdaki kurumlar ve bunların kira işlerini yürüten iştiraklerince rayiç ve emsal bedele uygun olarak yeni kira bedeli ve şartlar tespit edilerek kiracıya tebliğ edilir. Eski kiracının birinci fıkrada belirtilen altı ayı takip eden 30 gün içinde yeni kira bedeli ve şartlar üzerinde kira mukavelesi yapmaya hakkı vardır.

    Teklif edilen yeni bedele ve şartlara kiracılarca sulh hukuk mahkemeleri nezdinde itiraz olunabilir. Otuz günlük süre içinde itiraz ve rüçhan hakkını kullanmayan ve gayrimenkulü tahliye etmeyenlerin tahliyeleri icra memurluğundan istenir.

    İtiraz süresi içinde, belirlenen kira bedeline karşı sulh hukuk mahkemesine itiraz vaki olduğunda kiracı, dava sonuna kadar kurum ve kuruluşlarca tesbit edilen kirayı aylık olarak öder ve tahliye edilemez. Sulh hukuk mahkemesince rayiç ve emsale uygun olarak kira bedeli tesbit olunur. Mahkeme kararına göre kiracı lehine fark olduğu takdirde bu miktar ileriki aylık kiralara mahsup edilir.

    Görülecek davalarda ilk ve eski kiranın toptan eşya fiyatlarındaki artış yüzdeleri bu tespitlerde nazara alınmaz. Mahkeme tespitte bilirkişi olarak resmi dairelerce bildirilen teknik elemanlardan, Ticaret Odası temsilcisinden ve bir de hukukçudan olmak üzere üç kişilik heyeti resen seçer.

    Mahkeme kararının kesinleşmesinden başlayarak otuz gün içinde mahkemece tesbit edilen kira bedeline göre kiracının yeni kira sözleşmesi yapmaya hakkı vardır. Bu süre içinde sözleşmeyi yapmayan ve biriken kira farklarını ödemeyen kiracının tahliyesi icra memurluğundan istenir.

    Bu davalar ivedilikle görülür.

    Geçici Madde 5(Ek madde: 01/12/1993 – 3917/7 md.)

    Sosyal Sigortalar Kurumu ile Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumunun sahibi veya ortağı bulunduğu gayrimenkuller için 01/01/1993 tarihinden önce 22/04/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanunu ile 18/05/1955 tarih ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanuna göre yapılmış olan kira sözleşmeleri, sözleşmelerin bitim tarihinden itibaren üç ay sonra, işletme hakkının devrine ilişkin sözleşmeler ise bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren üç ay sonra sona erer.

    Kurumlarca, bu süre içinde rayiç bedel veya emsal bedele uygun olarak yeni kira bedeli ve şartları tespit edilerek kiracıya tebliğ olunur. Eski kiracının, birinci fıkrada belirtilen üç ayı takip eden (30) gün içinde yeni kira bedeli ve şartları üzerinden 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümlerine göre kira sözleşmesi yapmaya veya teklif edilen yeni kira bedeline sulh hukuk mahkemeleri nezdinde itiraz etmeye hakkı vardır. 30 günlük süre içinde itiraz ve rüçhan hakkını kullanmayan ve gayrimenkulü tahliye etmeyen kiracıların tahliyesi ilgili icra memurluğunca sağlanır.

    Belirlenen kira bedeline karşı süresi içinde dava açılması halinde, dava sonucuna kadar Kurumlarca tespit edilen yeni kira bedeli üzerinden ödeme yapılır. Dava sonucunda belirlenen kira bedeline göre; kiracı lehine doğacak farklar takip eden aylara ait kira bedelinden mahsup edilir.

    Kira bedellerinin tespitine ilişkin davalarda, toptan eşya fiyatlarındaki artış yüzdeleri dikkate alınmaz.

    Mahkeme kararının kesinleşmesinden başlayarak otuz gün içinde, mahkemece tespit edilen kira bedeline göre kiracının 22/04/1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanunu ile 18/05/1955 tarih ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanuna göre yeni kira sözleşmesi yapmaya hakkı vardır. Bu süre içinde sözleşme yapmayan ve varsa birikmiş kira farklarını ödemeyen kiracının tahliyesi ilgili İcra Memurluğundan talep edilir.

    Bu şekilde tespit edilen yeni kira bedelleri, yılda bir defa Devlet İstatistik Enstitüsü tüketici fiyat endeksindeki artış oranından az olmamak üzere rayiç veya emsal değere yükseltilir.

    Birinci fıkrada belirtilen kurumların kamu kuruluşlarına kiralanmış bulunan gayrimenkulleri hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.

    Geçici Madde 6(Ek madde: 23/01/1998 – 4331/2 md. ; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 20/05/1998 tarih ve E. 1998/10, K. 1998/18 sayılı kararı ile)

    Geçici Madde 7(Ek madde: 16/02/2000 – 4531 S. K./1 md.)

    Sözleşmelerde kararlaştırılan kira paraları 2000 yılında yıllık %25, (…) oranında artırılabilir. Ancak, taşınmazın bulunduğu bölgede rayiç kira parasındaki artış bu oranların altında ise bu oranlar uygulanmaz.

    Kira parasının yabancı para veya kıymetli madene endeksli olarak belirlendiği sözleşmelerde ayrıca yıllık artış uygulanamaz.

    Kira parasının artış sınırlarının aşılması amacıyla yeniden kira sözleşmesi yapılamaz.

    Kira tespit davalarında da yukarıdaki sınırlamalara uyulur.

    KANUNA İŞLENEMEYEN GEÇİCİ MADDELERGeçici Madde – 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları hakkındaki Kanunun muvakkat 1 inci maddesinin Ç fıkrasına müsteniden açılmış olup da halen derdest bulunan davalar reddolunur. Bu husustaki ilamlar icra dairelerince infaz olunmıyarak dosyaları muameleden kaldırılır.

   

    Davaların reddi ve icra dosyalarının muameleden kaldırılmasından dolayı harc ve resim alınmaz ve evvelce alınmış olan peşin harc ve resimler alakalılara iade olunur.

    Geçici Madde – 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanuna 2912 sayılı Kanunla Eklenen Geçici Maddenin İkinci Fıkrasına göre yeni kira sözleşmesi yapmayanlardan gayrimenkulleri henüz tahliye etmeyenlerce bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde kiralayan kurum tarafından belirlenen kira bedellerine karşı sulh hukuk mahkemesine itiraz vaki olduğunda dava sonuna kadar kiracı, kurum ve kuruluşlarca tespit edilen kirayı aylık olarak öder ve tahliye edilemez. Sulh hukuk mahkemesince rayiç ve emsale uygun olarak kira bedeli tespit olunur. Tespit edilen kira bedeli 1 Mayıs 1984 tarihinden itibaren geçerli olup, karar ile kiracı lehine fark olduğu takdirde bu miktar ileriki aylık kiralara mahsup edilir.

    Görülecek davalarda ilk ve eski kiranın toptan eşya fiyatlarındaki artış yüzdeleri bu tespitlerde nazara alınmaz. Mahkeme tespitte bilirkişi olarak resmi dairelerce bildirilen teknik elemanlardan, ticaret odası temsilcisinden ve bir de hukukçudan olmak üzere üç kişilik heyeti resen seçer.

    Mahkeme kararının kesinleşmesinden başlayarak otuz gün içinde mahkemece tespit edilen kira bedeline göre kiracının yeni kira sözleşmesi yapmaya hakkı vardır. Bu süre içinde sözleşmeyi yapmayan ve biriken kira farklarını ödemeyen kiracının tahliyesi icra memurluğundan istenir.

    Kurumlar tarafından yapılan tebligat üzerine kurumca tespit edilen kira bedeline uygun olarak kira sözleşmesi yapılmış olması yukarıdaki fıkrada açıklanan itiraz hakkının kullanılmasına engel teşkil etmez. Bu takdirde mahkeme kararının kesinleşmesi ile tespit edilen kira mukavele tarihinden geçerli olur.

    Bu davalar diğer davalara nazaran öncelikle görülür.

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

 

10 Aralık 1948

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.
 

6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Resmi Gazete ile yayınlanması yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması” kararlaştırılmıştır.Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu;İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu Bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkeler halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3 –Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 4- Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz, kölelik ve köle ticareti her türlü biçimde yasaktır.

Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.

Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.

Madde 7- Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin bu Bildirgeye aykırı her türlü ayrım gözetici işleme karşı ve böyle işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.

Madde 8- Herkesin anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.

Madde 9- Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.

Madde 10- Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.

Madde 11
1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.

2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal yada uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.

Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

Madde 13
1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.

2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.

Madde 14
1. Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.

2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan veya Birleşmiş Milletlerin amaç ve ülkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz.

Madde 15
1. Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır.

2. Hiç kimse keyfi olarak yurttaşlığından veya yurttaşlığını değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.

Madde 16
1. Yetişkin her erkeğin ve kadının, ırk, yurttaşlık veya din bakımlarından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır.

2. Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır.

3. Aile, toplumun, doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur.

Madde 17
1. Herkesin tek başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı vardır.

2. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.

Madde 18- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.

Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.

Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

Madde 20
1. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.

2. Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.

Madde 21
1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.

2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.

3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.

Madde 22- Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.

Madde 23
1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.

2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.+

3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

4. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Madde 24- Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.

Madde 25
1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.

2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır.
Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.

Madde 26
1. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.

2. Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.

3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.

Madde 27
1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.

2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28- Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.

Madde 29
1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.

2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.

3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.

Madde 30- Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

11. Protokol ile yeniden düzenlenen metin

 

20 Mart 1950’de Roma’da imzalanan Sözleşme, 3 Eylül 1952’de yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 18 Mayıs 1954’de onayladı. (R.G. 19 Mart 1954-8662)

Sözleşme metni, 21 Eylül 1970’de yürürlüğe giren 3 no’lu Protokol’un 20 Aralık 1971’de yürürlüğe giren 5 no’lu Protokol’un ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe giren 8 no’lu Protokol’un düzenlemelerine uygun olarak değiştirilmişti ve ayrıca, yürürlüğe girdiği 21 Eylül 1970’ten bu yana 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak Sözleşme’nin bir parçası olan 2 no’lu Protokol’un metnini içermekteydi. Protokolların getirdiği bütün bu değişikliklerin veya eklemelerin yerini, yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’den itibaren 11 no’lu Protokol aldı. Bu tarihten itibaren, 1 Ekim 1994’te yürürlüğe giren 9 no’lu  Protokol yürürlükten kaldırıldı.
 
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına
İlişkin Sözleşme
(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)11. Protokol ile değiştirilen ve yeniden düzenlenen
sözleşme metni
(yürürlüğe giriş tarihi 1 Kasım 1998)

İNSAN HAKLARININ VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİNİN
KORUNMASINA İLİŞKİN SÖZLEŞME
Roma, 4.XI.1950

Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi üyesi hükümetler,Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948’de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni,

Bu Bildiri’nin, metninde açıklanan hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef aldığını,

Avrupa Konseyi’nin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik kurmak olduğunu ve insan hakları ile temel özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu göz önüne alarak,

Dünyada barış ve adaletin asıl temelini oluşturan ve sağlanıp korunabilmesi, her şeyden önce, bir yandan da insan hakları konusunda ortak bir anlayış ve ortaklığa saygı esasına bağlı olan bu temel özgürlüklere derin inançlarını bir daha tekrarlayarak,

Aynı inancı taşıyan ve siyasal gelenekler, idealler, özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü konularında ortak bir mirası paylaşan Avrupa devletlerinin hükümetleri sıfatıyla, Evrensel Bildiri’de yer alan bazı hakların ortak güvenceye bağlanmasını sağlama yolunda ilk adımları atmayı kararlaştırarak;

Aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır:
 
 

Madde 1
İnsan Haklarına saygı yükümlülüğü

Yüksek Sözleşmeci Taraflar, kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar.
 

BÖLÜM I
Haklar ve Özgürlükler

Madde 2
Yaşama hakkı

1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:
    a) Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;
    b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
    c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.
 

Madde 3
İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
 

Madde 4
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı

1. Hiç kimse köle ve kul halinde tutulamaz.
2. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
3. Aşağıdaki haller bu maddede sözü geçen “zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma”dan sayılmazlar:
    a) Bu Sözleşme’nin 5. maddesinde öngörülen koşullar altında tutuklu bulunan kimseden tutukluluğu veya şartlı salıverilmesi süresince olağan olarak yapılması istenen çalışma;
    b) Askeri nitelikte bir hizmet veya inançları gereğince askerlik görevini yapmaktan kaçınan kimselerin durumunu meşru sayan ülkelerde bu inanca sahip kimselere zorunlu askerlik yerine gördürülecek başka bir hizmet;
    c) Toplumun hayat veya refahını tehdit eden kriz ve afet hallerinde istenecek her hizmet;
    d) Normal yurttaşlık yükümlülükleri kapsamına giren her türlü çalışma veya hizmet.
 

Madde 5
Özgürlük ve güvenlik hakkı

1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
    a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi;
    b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
    c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
    d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
    e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;
    f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;
2. Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
5. Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.
 

Madde 6
Adil yargılanma hakkı

1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde, veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir.
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
    a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
    b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
    c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;
    d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek;
    e) Duruşmada kullanılan dili anlama dışı veya konuşma dışı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.
 

Madde 7
Cezaların yasallığı

1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
2. Bu madde, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir.
 

Madde 8
Özel hayatın ve aile hayatının korunması

1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.
 

Madde 9
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü

1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir.
 

Madde 10
İfade özgürlüğü

1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.
 

Madde 11
Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü

1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.
 

Madde 12
Evlenme hakkı

Evlenme çağına gelen erkek ve kadın, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalar uyarınca evlenmek ve aile kurmak hakkına sahiptir.
 

Madde 13
Etkili başvuru hakkı

Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.
 

Madde 14
Ayırımcılık yasağı

Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.
 

Madde 15
Olağanüstü hallerde askıya alma

1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, ancak durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında, 2. madde ile 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ve 7. maddeyi hiçbir suretle ihlale mezun kılmaz.
3. Bu maddeye göre aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.
 

Madde 16
Yabancıların siyasal etkinliklerinin kısıtlanması

10, 11 ve 14. maddelerin hiçbir hükmü, Yüksek Sözleşmeci Tarafların yabancıların siyasal etkinliklerini sınırlamalarına engel sayılmaz.
 

Madde 17
Hakların kötüye kullanımının yasaklanması

Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.
 

Madde 18
Hakların kısıtlanmasının sınırları

Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.
 

BÖLÜM II

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

Madde 19
Mahkeme’nin kuruluşu

Bu Sözleşme ve protokollarına, Yüksek Sözleşmeci Taraflarca kabul edilen yükümlülüklere uyulmasını sağlamak için; aşağıda “Mahkeme” olarak anılacak bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulur. Mahkeme devamlı görev yapar.
 

Madde 20
Yargıç sayısı

Mahkeme, Yüksek Sözleşmeci Taraflar sayısına eşit sayıda yargıçtan oluşur.
 

Madde 21
Görev için aranan koşullar

1. Yargıçlar üstün ahlaki vasıflara ve yüksek bir hukuki göreve atanmak için gerekli niteliklere sahip veya ehliyetleriyle tanınmış hukukçu olmalıdırlar.
2. Yargıçlar Mahkemeye kendi adlarına katılırlar.
3. Görev süreleri içerisinde, yargıçlar bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve daimi görevin gerekleri ile bağdaşmayan herhangi bir görev üstlenemezler; bu fıkranın uygulanmasından doğan sorunlar Mahkeme tarafından karara bağlanır.
 

Madde 22
Yargıçların seçimi

1. Yargıçlar, her Yüksek Sözleşmeci Taraf için, o Yüksek Sözleşmeci Taraf tarafından gösterilen ve üç aday içeren bir liste üzerinden Parlamenterler Meclisi tarafından oy çokluğu ile seçilirler.
2. Yeni Yüksek Sözleşmeci Tarafların bu Sözleşme’ye katılmaları halinde Mahkeme’yi tamamlamak ve boşalan üyelikleri doldurmak için aynı usul izlenir.
 

Madde 23
Görev süreleri

1. Yargıçlar altı yıl için seçilirler. Tekrar seçilmeleri mümkündür. Bununla beraber ilk seçilen yargıçlardan yarısının görev süresi üç yıl sonunda sona erecektir.
2. İlk üç yıllık sürenin sonunda görevleri sona erecek olan üyeler, ilk seçimlerin yapılmasından hemen sonra, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından kura çekmek suretiyle saptanır.
3. Yargıçların imkan ölçüsünde yarısının her üç yılda bir yenilenmesini sağlamak için, Parlamenterler Meclisi bir sonraki seçime geçmeden önce seçilecek yargıçlardan bir veya birkaçının görev süresinin veya sürelerinin üç yıldan az veya dokuz yıldan çok olmamak şartı ile, altı yıl dışında bir süre olmasına karar verebilir.
4. Birden fazla üyenin görev süresinin söz konusu olduğu durumlarda ve Parlamenterler Meclisi’nin yukarıdaki fıkrayı uygulaması halinde, görev sürelerinin üyelere dağılımı, Genel Sekreter’in, seçimden hemen sonra yapacağı kura sonucu belirlenir.
5. Görev süresi bitmemiş bir yargıcın yerine seçilen yargıç, selefinin görev süresini tamamlar.
6. Yargıçların görev süreleri 70 yaşında sona erer.
7. Yargıçlar, yerlerine başkası seçilinceye kadar görev yaparlar. Yerlerine başkası seçildikten sonra da kendilerine havale edilmiş olan davalara bakmaya devam ederler.
 

Madde 24
Görevden alınma

Bir yargıç ancak, artık gerekli koşulları taşıma dışına ilişkin diğer yargıçların üçte iki çoğunluk ile alacakları kararla görevden alınabilir.
 

Madde 25
Yazı İşleri ve hukukçular

Mahkeme’de, görev ve kuruluğu Mahkeme içtüzüğünde belirlenen bir Yazı İşleri bulunur. Mahkeme’ye yazı işlerinde görevli hukukçular yardım eder.
 

Madde 26
Mahkeme’nin genel kurul halinde toplanması

Genel Kurul halinde toplanan Mahkeme,
    a) Üç yıllık bir süre için Başkanını ve bir veya iki Başkan Yardımcısını seçer, bunların tekrar seçilmeleri mümkündür;
    b) belirli süreler için Daireler kurar;
    c) Mahkeme, Dairelerinin başkanlarını seçer, bunların tekrar seçilmeleri mümkündür;
    d) Mahkeme içtüzüğünü kabul eder;
    e) Yazı işleri Müdürü ve bir veya birden fazla Müdür Yardımcısı seçer.
 

Madde 27
Komite, Daireler ve Büyük Daire

1. Mahkeme, önüne gelen başvuruları incelemek üzere üç yargıçlı Komiteler, yedi yargıçlı Daireler ve onyedi yargıçlı bir Büyük Daire şeklinde toplanır. Mahkemenin Daireleri belirli bir süre için Komiteleri oluşturur.
2. Başvuruya konu olan Taraf  Devlet adına seçilmiş yargıç Daire ve Büyük Dairede vazifeten yer alır; bu yargıcın yokluğunda veya katılması mümkün olmayan durumlarda, anılan Devletin belirleyeceği bir kişi yargıç sıfatıyla Daire ve Büyük Dairede yer alır.
3. Büyük Daire ayrıca Mahkeme Başkanı, Başkan Yardımcıları, Daire Başkanları ve Mahkeme içtüzüğüne göre seçilecek diğer yargıçlardan oluşur. 43. madde uyarınca Büyük Daireye sevk edilen başvuruların incelenmesi sırasında, Daire Başkanı ve başvuruda konu edilen Devletin yargıcı dışında, bu kararı veren Daire yargıçları Büyük Dairede yer alamazlar.
 

Madde 28
Komitelerin kabul edilemezlik kararları

Bir Komite, 34. madde uyarınca yapılan kişisel başvurunun, daha fazla incelemeyi gerektirmediği hallerde, oybirliği ile kabul edilemezliğine veya kayıttan düşürülmesine karar verebilir. Bu karar kesindir.
 

Madde 29
Dairelerin kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararları

1. 28. madde çerçevesinde karar verilmediği takdirde, bir Daire, 34. madde uyarınca yapılan kişisel başvuruların kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir.
2. Bir Daire, 33. madde uyarınca yapılan devlet başvurularının kabul edilebilirliği ve esası hakkında karar verir.
3. Mahkeme’nin istisnai hallerde, aksine kararları hariç, kabul edilebilirlik konusundaki kararları ayrı olarak alınır.
 

Madde 30
Yargılanmanın Büyük Daireye gönderilmesi

Daire önünde görülen dava, işbu Sözleşmenin ve protokollarının yorumu konusunda ciddi sorunlar doğuruyorsa ya da sorunun çözümü Mahkeme tarafından önceden verilmiş bir karar ile çelişkili olacak ise, Daire, hüküm vermediği süre içerisinde, taraflar itiraz etmedikçe, yargı yetkisinden Büyük Daire lehine vazgeçebilir.
 

Madde 31
Büyük Dairenin yetkileri

Büyük Daire,
    1. Daireler tarafından 30. madde uyarınca kendisine gönderilen veya 43.  madde uyarınca önüne gelen, 33. veya 34. maddeler uyarınca yapılan başvuruları ve,
    2. 47. maddede öngörülen görüş bildirme taleplerini inceler.
 

Madde 32
Mahkeme’nin yargı yetkisi

1. Mahkeme’nin yargı yetkisi, 33., 34. ve 37. maddeler uyarınca kendisine intikal eden, işbu Sözleşmenin ve protokollarının yorumu ve uygulanmasına ilişkin tüm konuları kapsar.
2. Mahkeme’nin yargı yetkisinin olup olma dışı hakkında ihtilaf durumunda, karar Mahkemeye aittir.
 

Madde 33
Devlet başvuruları

Her Yüksek Sözleşmeci Taraf işbu Sözleşme ve protokolları hükümlerine vaki ve kendisinin diğer Yüksek Sözleşmeci Tarafa isnat edilebileceğine kanaat getirdiği herhangi bir ihlalden dolayı Mahkeme’ye başvurabilir.
 

Madde 34
Kişisel başvurular

İşbu Sözleşme ve Protokollarında tanınan hakların Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kişi, hükümet dışı her kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler.
 

Madde 35
Kabul edilebilirlik koşulları

1. Uluslararası Hukukun genel olarak kabul edilen prensiplerine göre, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin karardan itibaren altı aylık süre içinde Mahkeme’ye başvurulabilir.
2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu aşağıdaki hallerde kabul etmez:
    a) Başvuru imzasız ise veya;
    b) Başvuru Mahkeme tarafından daha önce incelenmiş veya uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine sunulmuş başka bir başvurunun konusuyla esas itibariyle aynı ise ve yeni olaylar içermiyorsa.
3. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu işbu Sözleşme ve Protokolları hükümleri dışında kalmış, açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının suistimali mahiyetinde telakki ettiği takdirde, kabul edilemez bulur.
4. Mahkeme işbu maddeye göre kabul edilemez bulduğu her başvuruyu reddeder. Yargılamanın her aşamasında bu karar verilebilir.
 

Madde 36
Üçüncü  tarafın müdahalesi

1. Daire ve Büyük Daire önündeki tüm davalarda, vatandaşlarından birinin başvuran taraf olması halinde, Yüksek Sözleşmeci Tarafın yazılı görüş sunma ve duruşmalarda bulunma hakkı vardır.
2. Mahkeme Başkanı, adaletin doğru sağlanabilmesi amacıyla, yargılamada taraf olmayan herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Tarafı yazılı görüş sunma veya duruşmalarda taraf olmaya davet edebilir.
 

Madde 37
Başvurunun kayıttan düşmesi

1. Yargılamanın herhangi bir aşamasında, Mahkeme, aşağıdaki sonuçlara varılması halinde başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir.
    a) Başvuru sahibi başvurusunu takip etme niyetinde değilse; veya;
    b) Sorun çözümlenmişse veya;
    c) Başka herhangi bir nedenden ötürü, başvurunun incelenmesine devam edilmesi hususunda artık haklı bir gerekçe görmezse.
    Ancak işbu Sözleşme ve Protokollarında tanımlanan insan haklarına riayet gerektiriyorsa, Mahkeme başvurunun incelenmesine devam eder.
2. Mahkeme koşulların haklı kıldığı kanısına varırsa, bir başvurunun eski haline döndürülmesini kararlaştırabilir.
 

Madde 38
Davanın incelenmesi ve dostane çözüm süreci

1. Mahkeme, kendisine gelen başvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde,
    a) Olayları saptamak amacıyla, tarafların temsilcileriyle birlikte başvuruyu incelemeye devam eder ve gerekirse, ilgili Devletlerin, etkinliği için gerekli tüm kolaylıkları sağlayacakları bir soruşturma yapacaktır;
    b) İşbu Sözleşme ve Protokollarında tanımlanan şekliyle İnsan Haklarına saygı esasından hareketle, davanın dostane bir çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili taraflara hizmet sunmaya hazır olacaktır.
2. “1 .b” hükümlerine göre yürütülen süreç gizlidir.
 

Madde 39
Dostane çözüme varılması

Dostane çözüme varılırsa, Mahkeme olaylarla ve varılan çözümle sı-nırlı kısa açıklamayı içeren bir karar vererek başvuruyu kayıttan düşürür.
 

Madde 40
Duruşmaların kamuya açık olması  ve belgelere ulaşabilme

1. Mahkeme istisnai durumlarda aksini kararlaştırmadıkça, duruşmalar kamuya açıktır.
2. Mahkeme Başkanı aksine karar vermedikçe, Yazı İşleri Müdürüne emanet edilen belgeler kamuya açıktır.
 

Madde 41
Hakkaniyete uygun tatmin

Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
 

Madde 42
Dairelerin kararları

Dairelerin kararları, 44. maddenin 2. fıkrası hükümleri uyarınca kesinleşir.
 

Madde 43
Büyük Daireye gönderme

1. Bir Daire kararının verildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, dava taraflarından her biri, istisnai durumlarda, davanın Büyük Daireye gönderilmesini isteyebilir.
2. Büyük Daire bünyesinde beş yargıçtan oluşan bir kurul, dava Sözleşme ve protokollarının yorumuna ya da uygulanmasına ilişkin ciddi bir sorun doğuruyorsa ya da genel nitelikli ciddi bir konu teşkil ediyorsa, istemi kabul eder.
3. Kurul istemi kabul ederse, Büyük Daire bir hüküm ile davayı sonuçlandırır.
 

Madde 44
Kesin hükümler

1. Büyük Dairenin kararı kesindir.
2. Bir Dairenin kararı aşağıdaki durumlarda kesinleşir.
    a) Taraflar davanın Büyük Daireye gönderilmesini istemediklerini beyan ederlerse veya;
    b) Karardan üç ay içerisinde davanın Büyük Daireye gönderilmesi istenmezse veya;
    c) Kurul 43. maddede öngörülen istemi reddederse.
3. Kesin karar yayınlanır.
 

Madde 45
Hükümlerin ve kararların  gerekçeli olması

1. Hükümler, başvuruların kabul edilebilirliğine veya kabul edilemezliğine ilişkin kararlar gerekçelidir.
2. Hüküm, tamamen veya kısmen yargıçların oybirliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtmek hakkına sahiptir.
 

Madde 46
Kararların bağlayıcılığı ve uygulanması

1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkemenin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.
 

Madde 47
Görüş bildirme

1. Mahkeme, Bakanlar Komitesi’nin istemi üzerine, Sözleşme ve protokollarının yorumlanması ile ilgili hukuki meseleler üzerinde görüş bildirebilir.
2. Ancak, bu görüşler, ne Sözleşmenin 1. bölümünde ve protokollarında belirlenen hak ve özgürlüklerin içeriği veya kapsamı ile ilgili sorunlara, ne de Mahkeme veya Bakanlar Komitesi’nin Sözleşmede öngörülen bir başvuru sonucunda karara bağlamak durumunda kalabileceği diğer sorunlara ilişkin bulunabilir.
3. Bakanlar Komitesinin Mahkeme’den görüş bildirme talep etmek kararı Komiteye katılmak    hakkına sahip temsilcilerin çoğunluğuyla alınır.
 

Madde 48
Mahkeme’nin görüş bildirme yetkisi

Bakanlar Komitesi tarafından yapılan talebin, 47. maddede belirtilen görüş bildirme yetkisine girip girmediğini Mahkeme kararlaştırır.
 

Madde 49
Bildirilen görüşün gerekçeli olması

1. Mahkemenin verdiği görüş gerekçelidir.
2. Mütalaa, tamamen veya kısmen yargıçların oybirliğini içermediği takdirde, her yargıç kendi ayrı görüşünü belirtmek hakkına sahiptir.
3. Mahkemenin mütalaası Bakanlar Komitesi’ne bildirilir.
 

Madde 50
Mahkeme’nin masrafları

Mahkemenin masrafları, Avrupa Konseyi tarafından karşılanır.
 

Madde 51
Yargıçların ayrıcalık ve dokunulmazlıkları

Yargıçlar vazifelerinin ifasında Avrupa Konseyi Statüsünün 40. maddesinde ve bu madde uyarınca akdedilen anlaşmalarda öngörülen ayrıcalık ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.
 

BÖLÜM III

Çeşitli Hükümler

Madde 52
Genel Sekreter tarafından yapılan incelemeler

Her Yüksek Sözleşmeci Taraf, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin istemesi üzerine, bu Sözleşme’nin bütün hükümlerinin fiilen uygulanmasının kendi iç hukukunca nasıl sağlandığı konusunda açıklamalarda bulunur.
 

Madde 53
Tanınan insan haklarının korunması

Bu Sözleşme hükümlerinden hiçbiri, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir Sözleşmeye göre tanınabilecek insan haklarını ve temel özgürlüklerini sınırlayamaz, ya da onlara aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz.
 

Madde 54
Bakanlar Komitesi’nin yetkileri

Bu Sözleşme’nin hiçbir hükmü, Avrupa Konseyi Statüsü’nün Bakanlar Komitesi’ne tanıdığı yetkileri olumsuz yönde etkilemez.
 

Madde 55
Diğer çözüm yollarının dışlanması

Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu Sözleşme’nin yorum veya uygulamasından doğan bir anlaşmazlığı, başvuru yoluyla bu Sözleşmede öngörülenlerin dışında bir çözüme bağlamak hususunda aralarında mevcut anlaşma, sözleşme veya bildirilerden, özel uzlaşma halleri dışında yararlanmaktan karşılıklı olarak vazgeçmeyi kabul ederler.
 

Madde 56
Ülkesel uygulama

1.  Her devlet, onaylama sırasında veya daha sonra herhangi bir zamanda, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne göndereceği bir bildirimle bu Sözleşme’nin, uluslararası ilişkilerinden sorumlu bulunduğu bütün ülkelere veya bunlardan herhangi birine, işbu maddenin 4. Fıkrası saklı kalmak kaydıyla, uygulanacağını beyan edebilir.
2. Sözleşme, bildirimde belirtilen ülke veya ülkelerde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nin bu bildirimi aldığı tarihten itibaren otuz gün sonra uygulamaya konur.
3. Bu Sözleşmenin hükümleri sözü geçen ülkelerde yerel şartlar dikkate alınarak uygulanır.
4. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca bildirimde bulunmuş olan her devlet, sonradan herhangi bir zamanda, bildiriminde belirtmiş olduğu ülke veya ülkelerdeki gerçek kişilerin, hükümet dışı kuruluşların veya kişi gruplarının başvuruları konusunda bu Sözleşıne’nin 34. maddesine uygun olarak Mahkeme’nin yetkisini kabul ettiğini beyan edebilir.
 

Madde 57
Çekinceler

1. Bu Sözleşme’nin imzası ve onaylama belgesinin sunulması sırasında her devlet, Sözleşme’nin belirli bir hükmü hakkında, o sırada kendi ülkesinde yürürlükte olan bir yasanın bu hükme uygun olmaması ölçüsünde bir çekince kaydı koyabilir. Bu madde genel nitelikte çekinceler konmasına izin vermez.
2. Bu maddeye uygun olarak konulacak her çekince, sözü edilen yasanın kısa bir açıklamasını içerir.
 

Madde 58
Feshi ihbar

1. Bir Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşme’yi ancak Sözleşme’ye taraf olduğu tarihten itibaren geçecek beş yıllık bir süre sonunda ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne altı ay önceden haber verilecek bir ihbarla feshedebilir. Genel Sekreter bunu, diğer Yüksek Sözleşmeci Taraflara bildirir.
2. Bu fesih işlemi, feshin geçerli sayıldığı tarihten önce işlenmiş ve yükümlülüklerin ihlali niteliğinde sayılabilecek olan bir fiil dolayısıyla, ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerinden kurtulması sonucunu doğurmaz.
3. Aynı şartlarla, Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu Sözleşme’ye de taraf olmaktan çıkar.
4. Sözleşme, 56′ ncı madde gereğince uygulanacağı beyan edilmiş olan ülkelerle ilgili olarak, yukarıdaki fıkraların hükümleri uyarınca feshedilebilir.
 

Madde 59
imza ve onay

1. Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi üyelerinin imzalarına açıktır. Sözleşme onaylanacaktır. Onaylama belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilecektir.
2. Bu Sözleşme, on onaylama belgesinin verilmesinden sonra yürürlüğe girecektir.
3. Sözleşmeyi daha sonra onaylayacak olan imzacılar için Sözleşme, onaylama belgesinin verilmesinden itibaren yürürlüğe girecektir.
4. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Sözleşmenin yürürlüğe girdiğini, Sözleşme’yi onaylayan Yüksek Sözleşmeci Tarafların adlarını ve daha sonra gelecek olan onaylama belgelerinin verilişini bütün Avrupa Konseyi üyelerine bildirecektir.

Bu Sözleşme, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanmak ve her iki metin de aynı derecede 
geçerli olmak üzere Fransızca ve İngilizce tek bir nüsha halinde 4 Kasım 1950’de Roma’da düzenlenmiştir. Genel Sekreter bunun tasdikli örneklerini imza eden bütün devletlere gönderecektir.
 

 


T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
Esas. 2007/29283
Karar. 2008/27243
Tarih. 14.10.2008
DAVA : İşe iade için başvuran işçiyi bir ay içinde işe başlatmayan işveren; boşta geçen süreye ait 4 aylık ücretleri ve mahkemece takdir edilen iş güvencesi tazminatını ödemek zorundadır.

İşe iade başvurusunun ardından işverenin daveti üzerine işe başlamayan işçi; boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücretleri ve iş güvencesi tazminatını işverenden talep edemez.

İşe iade davası sonunda işçinin başvurusu, işverenin işe başlatmaması ve buna bağlı olarak ihbar tazminatı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinin 5. fıkrasına göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğden itibaren 10 iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Aksi halde işverence yapılan fesih geçeri bir feshin sonuçlarını doğurur. Aynı maddenin 1. fıkrasına göre de işveren işe iade için başvuran işçiyi 1 ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde en çok 8 aylık ücret tutarında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile boşta geçen süreye ait en çok 4 aya kadar ücret ve diğer hakları ödenmelidir.

İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 21/5. maddesine göre geçerrli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz.

Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.

İşe iade yönündeki başvurunun 10 iş günü içinde işverene bildirilmesi gerekmekle birlikte tebligatın postada gecikmesinden işçinin sorumlu olması düşünülemez.

İşverenin de işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini 1 ay içinde işçiye bildirmesi gerekmekle birlikte, tebligat sorunları sebebiyle bildirimin süresi içinde yapılmaması halinde bundan işveren sorumlu tutulamaz.

İşverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa da, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 günlük süre olarak değerlendirilebilir. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alınması halinde ise, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesinin son fıkrasında izinler için öngörülen en çok 4 güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilebilir. Bu durumda işçinin en fazla 4 gün içinde işe başlaması beklenmelidir.

İşverenin işe davete dair beyanının da ciddi olması gerekir. İşverenin işe başlatma niyeti olmadığı halde işe başlatmama tazminatını ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.

İşçinin işe iade sonrasında başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde, işe başlatılmayacağının sözlü yada eylemli olarak açıklandığı tarihte veya bir aylık başlatma süresinin sonunda iş sözleşmesi işverence feshedilmiş sayılır. Bu fesih tarihine göre işverence ihbar ve kıdem tazminatı ödenmelidir. Hesaplamada dikkate alınacak ücret, işe başlatılmadığı tarihteki son ücret olup, kıdem tazminatı tavanı da aynı tarihe göre belirlenmelidir.

İşe iade davasında kararın kesinleşmesine kadar geçecek olan en çok 4 aya kadar süre hizmet süresine eklenmeli, ihbar ve kıdem tazminatı ile izin hakkı bakımından çalışılmış gibi değerlendirilmelidir.

İşe başlatmama tazminatının da fesih tarihindeki ücrete göre hesaplanması gerekir. İşçinin işe başlatılmadığı tarih, işe başlatmama tazminatının muaccel olduğu andır. Bahsi geçen tazminat yönünden faize hak kazanmak için kural olarak işverenin temerrüde düşürülmesi gerekir. Ancak işçinin işe iade başvurusunda işe alınmadığı takdirde işe başlatmama tazminatının ödenmesini talep etmesi durumunda işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekmez ve bahsi geçen tazminat muaccel olduğu anda işverence ödenmelidir.

Boşta geçen süreye ait 4 aya kadar ücret ve diğer haklar için ise feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplama yapılmalıdır. Bahsi geçen alacak işçinin işe iade için başvurduğu anda muaccel olur.

Boşta geçen sürenin en çok 4 aylık kısmı içinde gerçekleşen diğer haklar kavramına ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis gibi parasal haklar dahil edilmelidir. Söz konusu hesaplamaların işçinin belirtilen dönemde işyerinde çalışıyormuş gibi yapılması ve para ile ölçülebilen tüm değerlerin dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte işçinin ancak çalışması ile ortaya çıkabilecek olan fazla çalışma ücreti, hafta tatili ile bayram ve genel tatil günlerinde çalışma karşılığı ücret ile satışa bağlı prim gibi ödemelerin, en çok 4 ay kadar boşta geçen süre içinde ödenmesi gereken diğer haklar kavramında değerlendirilmesi mümkün olmaz.

Boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar ile işe başlatmama tazminatı brüt olarak hüküm altına alınmalı ve kesintiler infaz sırasında gözetilmelidir.

İşe iade davası ile tespit edilen en çok 4 aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için de 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesinde sözü edilen özel faiz türü uygulanmalıdır. Ancak işe başlatmama tazminatı niteliği itibarıyla faiz olmakla uygulanması gereken faiz yasal faiz olmalıdır.

SONUÇ : Somut olayda işçinin işe başlatılması için işverene başvurusunu içeren ihtarname 9.5.2006’da tebliğ edilmiş, davalı ise işçiyi 31.5.2005 tarihli ihtarnamesi ile işe davet etmiştir. İşe davet yazısı 3.6.2005′te davacının vekiline, 6.6.2006′da ise davacının adreste olmaması nedeni ile mahalle muhtarına tebliğ edilmiştir. Davacının işverene bir aylık başlatma süresi içinde müracaat etmeyip 10.6.2005 tarihinde başvurması nedeni ile işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar tazminatı ödenmelidir.

İş Hukuku kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »